Üstad'ın en faziletli talebesi kimdir? Ağabeyler arasında bir sıralama yapılabilir mi? Abilerin faziletlerine dair Üstad'ın ifadeleri nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlk başta şunu ifade etmek gerekir ki kendi reyimiz ve kanaatimiz ile abiler arasında bir fazilet sıralaması yapılması, vazifemiz olmadığı gibi uygun da değildir. Üstad'ın talebeleri hakkında kullandığı birkaç cümleyi nakledip biraz da tahlil etmeye gayret edeceğiz, Allah hepsinden razı olsun...

Evvela; Risale-i Nur talebelerinin sınıf sınıf, daire daire olduğunu Üstad Hazretleri bizzat ifade etmiştir. Hatta bu daireler için kullandığı kelimelerden anlıyoruz ki bu daireler arasında da hamiyete, sadakate, hizmete ve ihlasa nispeten faziletli gruplar ve daireler oluşmuştur.

"Risale-i Nur bir daire değil, mütedâhil daireler gibi tabakatı var. Erkânlar ve sahipler ve haslar ve naşirler ve talebeler ve taraftarlar gibi tabakatı var." (Kastamonu Lahikası, 160. Mektup)

Üstad'ın Risale-i Nur'un hizmetine endeksli kullandığı dairelerin isimleri yukarıda verilmiştir. Erkânlar dairesi en faziletli ve büyük kıymet sahibi ağabeylerin olduğu daire olduğu malumdur. Bir diğer tasnif ise Mektubat'ta ayrıntısıyla geçen Üstad'ın üç şahsiyetine alakadarlığa ve münasebetliğe nispeten sınıflar ve daireler vardır. O da talebelik, kardeşlik ve dost daireleridir.

"İşte şu üç tabaka benim üç şahsiyetimle alakadardır. Dost, benim şahsî ve zatî şahsiyetimle münasebettar olur. Kardeş, abdiyetim ve ubudiyet noktasındaki şahsiyetimle alâkadar olur. Talebe ise Kur'an-ı Hakîm'in dellâlı cihetinde ve hocalık vazifesindeki şahsiyetimle münasebettardır. (Mektubat, 26. Mektup, Dördüncü Mebhas)

Ayrıca diğer bir tasnif çeşidi ise talebelerin kendi aralarındaki tesanüde ve bulunduğu yer ve meşrebe veya sayıya nispeten oluşan belli daireler vardır. Bunlar şöyledir;

- Mübarekler heyeti,
- İhtiyarlar heyeti,
- Masumlar heyeti,.
- Nur fabrikası,
- Gül fabrikası,
- Lütfü heyeti / varisleri...
- Erkânı sitte vb...

Her bir dairede birçok ağabey vardır. Erkânlar dairesi en önemli ve faziletli daire olduğu ve bu daireye girenlerin Üstad'ın birinci şahsiyeti olan Kur'an dellallığı şahsiyetine alakadar olan talebelik dairesinde bulunduğu artık malumdur.

Ayrıca birincilik görecelidir. Nur talebeleri arasında bazı hasletlerde yani cüzi fazilette birincilik ayrı ayrı olabilir. Biri sadakatte birinci olur, diğeri hizmet-i imaniyede birinci olabilir. Dairelere göre birincilik de değişebilir. Biri has dairesinde birinci olur, diğeri erkânlarda birinci olur. Veya biri kardeşlikte birinci olur, diğeri talebelikte birinci olabilir...

Risale-i Nur'u neşretmek ile o neşredilenlerin vesilesi olmak arasında ne kadar fark vardır. Yani Risaleleri neşredenler çok kıymetli olmakla birlikte, o neşredilen risalelerin yazılmasına vesile olmak o nispette farklılığı ve üstünlüğü vardır. Hulusi Ağabey de birçok risalenin yazılmasında sualleriyle bizzat emeği geçen ve bütün mevcudiyetiyle bizzat yardım eden bir zattır. İhlasta, sadakatta, nura hizmette birinci olduğunu ve talebelikte birinci olduğunu Üstad ifade etmiştir. Şimdi o ifadelere bir göz atalım:

...Hiç merak etme. Senin Risaletü'n-Nur hakkında mektubların, çok talebe yerinde, senin bedeline hizmet-i Nuriyede çalışıyorlar. Birinciliği daima sana kazandırıyorlar. (Barla Lahikası, 228. Mektup)

Sizin bayramınızı ve Nurlarla ciddî iştigalinizi ve daima birinciliği Nur dersinde ve sadakatinde muhafaza etmenizi, bütün ruh u canımla tebrik ederim. (bk. age., 289. Mektup)

Risale-i Nur'un gayet ehemmiyetli bir şakirdi olan Hulusi Bey'in ehemmiyetli bir mektubunu gördüm. Elhak o kardeşimiz birinciliğini daima muhafaza ediyor. Ben onu daima kalem elinde, Risale-i Nur'un işi başında biliyorum. Hem bütün muhaberelerimde birinci safta muhatabdır. Onun sualleriyle yazılan Mektubat Risaleleri ve onun yazdığı samimî mektubları, onun yerinde pek çok insanları Risale-i Nur dairesine celbetmiş ve ediyor. (Kastamonu Lahikası, 158. Mektup)

Hulusi ve Sabri ağabey için:

Üçüncü Sebep: Bu iki zât hakikî talebelerimden ve ciddî arkadaşlarımdan ve hizmet-i Kur'an'da arkadaşlarım içinde talebelik ve kardeşlik ve arkadaşlığın üç hâssası var ki, bu iki zât üçünde de birinciliği kazanmışlar. (Barla Lahikası, Mukaddime)

Bir de Hulusi Ağabey ile ilgili bir durum da Üstad'ın diğer taleberini Hulusi Ağabey gibi olmalarını istemesi ve onlara "Hulusi-i Sani" veya salis demesidir. Bu da Hulusi Ağabey'in faziletine de bir işarettir.

Hulûsi-i Sânî ve büyük bir âlim olan Sabri Efendi'nin fıkralarıdır. (bk. age., 25. Mektup)

(Şu fıkra aklen Hulusi, kalben Sabri, vicdanen Hüsrev hükmünde olan Re'fet Bey'in mektubudur) (bk. age., 65. Mektup)

Hulusi-i sâlis Abdullah Çavuş'un manidar mektubu...

Hulûsi-i sâlis Abdullah Çavuş’un haşiyesinde tasdikle, ... (Kastamonu Lahikası, 162. Mektup ve 170. Mektup)

Fazilet ve efdaliyet konusu hassas ve bir derece gaybi olduğundan şahsi fikirler ve kanaatler hakikate uygun olamıyor. Ayrıca bir kişiyi makamından aşağıya layık görmek mesuliyetli olduğu gibi, makamından fazlasını vermek de caiz değildir. Onun için Nur talebeleri aralarında efdaliyet ve sıralama yapmak bir derece fitneye ve imtihana da sebeb olabilir. Bu manada "Sarıklı genç kim?" meselesi bunun bir misalidir. Binaenaleyh sadece Üstad'ın kullandığı tabirleri, nakletmek istiyoruz.

Üstad Hazretleri, Büyük Mustafa olan Mustafa Sarıbıçak için "Risale-i Nur'un Birinci Şakirdi" tabirini kullanmıştır.

Abdurrahman'ın birinci vârisi ve Risale-i Nur'un birinci şakirdi Büyük Mustafa'nın ... (Kastamonu Lahikası, 68. Mektup)

Hüsrev ve Rüşdü ağabey için "çok metin ve ehemmiyetli rükünler" tabirini kullanmıştır. Daha başka tabirler ve abiler için cümleler fazladır. Biz nümune için birkaç tanesini nazara verdik.

Hüsrev gibi çok metin bir rüknün ...

... fakat madem Hüsrev'le Rüşdü, Risale-i Nur'da çok ehemmiyetli rükünlerdir. (bk. age., 61. Mektup ve 152. Mektup)

Ayrıca Üstad'ın Eski Said Dönemi ile Yeni Said Dönemini karşılaştırması çok manidardır.

Çünkü yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul'da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada sizinle yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Hâlbuki kendi memleketimde ve İstanbul'da burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garib, yarım ümmi, insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet; yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakıyeti gösteren manevi kuvvet, sizlerdeki ihlastan geldiğine katiyen şüphem kalmadı. (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a)

Burada Eski Said dönemindeki talebelerini ihlassızlıkla veya hizmette tembellikle itham etmek uygun değildir. Ama Üstad'ın beyanı ile eski hizmetin muvaffakiyetinin az olması ile Yeni Said Döneminde daha halisane ve safi hizmeti imaniye ve nuriye yapıldığını ve muvaffakiyet gösterdiğini söylemiştir.

Ayrıca Yeni Said Dönemi talebelerinin çoğunu, birer Abdurrahman yerine verildiğini ifade etmiştir:

...sonra hayrü'l-halef olarak, bir vâris-i hakikî vazifesini tam yerine getirecek olan Abdurrahman yerine, Cenab-ı Hak Mustafa'yı numune olarak bana göndermiş ki; senden bir Abdurrahman aldım, mukabilinde bu gördüğün Mustafa gibi otuz Abdurrahman o vazife-i diniyede sana hem talebe, hem biraderzade, hem evlâd-ı manevî, hem kardeş, hem fedakâr arkadaş vereceğim. Evet, LİLLAHİLHAMD otuz Abdurrahman'ı verdi. (Lem'alar, 26. Lem'a, 12. Rica)

Evet, ِللّٰهِ الْحَمْدُ بِعَدَدِ الذَّرَّاتِ مِنَ اْلاَزَلِ اِلىَ اْلاَبَدِ sizinle otuz bine mukabil gelen otuz Abdurrahman’ı, belki yüz otuz, belki bin yüz otuz Abdurrahman’ı Risaletü’n-Nur’a ihsan etti... (Kastamonu Lahikası, 1. Mektup)

Ve kalemlerini bizim hesabımıza çalıştırmaya karar veren altı müttehid kahraman, bir ruh altı cesed ve altı Yeni Said yerinde ve yirmibir kardeşimi yirmibir Abdurrahman ve Abdülmecid yerinde kabul ediyorum. (bk. age., 157. Mektup)

Dördüncü Sebep: Hulusi Bey benim yegâne manevi evladım ve medar-ı tesellim ve hakikî vârisim ve bir deha-yı nuranî sahibi olacağı muhtemel olan biraderzadem Abdurrahman'ın vefatından sonra, Hulusi aynen yerine geçip o merhumdan beklediğim hizmeti, onun gibi îfaya başlamasıyla.. ve ben onu görmeden epey zaman evvel Sözler'i yazarken, onun aynı vazifesiyle muvazzaf bir şahs-ı manevî bana muhatab olmuşçasına, ekseriyet-i mutlaka ile temsilatım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı Cenab-ı Hak bana hizmet-i Kur'an ve imanda bir talebe, bir muîn tayin etmiş. (Barla Lahikası, Mukaddime)

Evet, Üstad'ın bütün talebeleri kıymetli ve ehemmiyetli hizmetler etmişlerdir. Essebebükelfail sırrınca yazılmış ve neşredilmiş bütün risalelerde hisseleri vardır. Okunan her risalede, onların gayret ve hamiyetleri vardır. Onun için günümüzde onlara yetişmek mümkün değildir. Ve biribirinden tefrik etmek de kolay değildir. Önemli olan bizim de bu zamanın birer Hulusi'si, Hüsrev'i, Mübarek Mustafa'sı, Zübeyir'i, Ceylan'ı olmaktır.

Bir Nur talebesinin bir risale için kullandığı cümle aynı Nur talebeleri için de kullanılabilir. Her bir Nur talebesi kendi hizmet tarzında, kendi meşrebinde, kendi çevresinde ve zamanında, kendi aleminde birer güneştir. Öyle de kabul ederiz. Cenab-ı Hak hepsinden razı olsun. Hizmetlerini kabul etsin.

... Bu Üçüncü Mevkıf hakkında bazı müdakkik kardeşlerimiz demişler ki: "Sair risaleler yıldızlar olsa, bu güneştir." Diğer biri ona mukabil demiş: "Her bir risale, kendi âleminde ve kendine mahsus sema-i hakikatta birer güneştir. Uzak olanlara yıldız, yakın olanlara şemstirler. (Sözler, Fihrist, Otuz İkinci Söz, RNK Yay. İstanbul 2015, s. 871)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...