Üstad'ın evlilik hakkında "tenakehu tabe lekum" hükmü daimi değil, diyor. Kur'an'ın hükmü daimi değil mi, açıklar mısınız? Bir de "Benden iki yüz yıl sonra evlenmeyen zarar etmez ya da evlenmeyebilirsiniz." diye hadis var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Delil kat'iyyü'l-metîn olduğu gibi, kat'iyyü'd-delâlet olmak gerektir."(1)

Bir meseleye Kur'an ve Sünnetten delil getirirken, o delilin metin ve ibare olarak kesinlikle Kur'an ve Sünnet içerisinde bulunması gerekir. Delil olarak getirilen metin ve ibare, şayet Kur'an ve sünnet içerisinde yeri gösterilemiyorsa, bu delil olmaktan düşer, geçersiz olur, bunun üzerine hüküm bina olunamaz.

Getirilen metin ve ibarenin, Kur'an ve Sünnet içinde olması, yani Kur'an ve Sünnet içinde kati bir şekilde bulunması hüküm açısından yeterli değildir. Zira o metin ve ibarenin meseleye kati ve kesin bir şekilde işaret ve delalet etmesi de hükmün bir gereğidir. Ayet ve hadisin metin ve ibare olarak gösterilmesi yanında işaret ve delaletin da kati ve kesin olması gereklidir, yoksa delil olamaz.

Kur'an ve sünnetten getirilen bir metin ve ibarede açık ve muhkem bir hüküm ve mana yoksa, başka manalara yormak ve tevil etmek mümkünse o ayet ve hadis kati ve muhkem sınıfına girmez.O zaman o ayet ve hadisi işin uzmanları, usulüne uygun bir şekilde farklı olarak yorumlayabilir. O ayet ve hadisin hükmü umumilikten çıkıp hususilik kazanır, genele tatbik etmek yanlış olur.

İşte genel olmayan bir ayeti, genel gibi anlayıp öylece hayata tatbik edersek çelişki ve hatalı durumlarla karşılaşırız. Kur'an ve hadis bazen mutlak ifadeler kullanılır ki herkes ve her tabaka hissesini oradan alabilsin. Şayet ayetin ve hadislerin hatları belli olsa, hususi olarak ifade edilse, bir tabaka istifade ederken diğer tabakalar o hükümden mahrum kalacaklar. İşte bu mahrumiyeti ortadan kaldırmak için mutlak ibareler tercih ediliyor.

Mesela Kur'an da "birr" (Türkçe de "iyilik" demek) ile tabir edilen kelime mutlak bırakıldığı için bütün iyilikleri içine alır ve herkes gücüne göre istifade eder. Ama Kur'an "birr" kelimesini iyiliğin bir tabakası ile kayıtlasa idi diğer bütün iyilikler dışarıda kalıp insanlar tahsis edilene teveccüh ederken diğer iyiliklere teveccüh etmeyecekti. Aynı ifade genişliği yasaklar içinde geçerlidir.

Mutlak olan bazı ayetleri, hadisler ve ümmetin ortak aklı mesabesindeki icma otoritesi sınırlandırıp takyit etmişlerdir.Bu yüzden mutlak olan ayetlere bakarken onun sınırlandırılıp sınırlandırılmadığına bakmak gerekir, yoksa yanlış bir mana vermek kaçınılmaz olur. Bu yüzden ayet ve hadislerin genel mi özel mi olduğunu inceleyen amm, has ilmi teşekkül etmiştir. Bu ilimden habersiz yapılan yorumlar, sağlıksız bir yorum olmaya mahkumdur.

Üstad Hazretleri bu ilme işaret için ”Zira, nehy-i Kur'ânî âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise, takyid olunabilir.” ifadesini kullanıyor. Bazen ayet ve hadislerin genişliğini ve mutlak yapısını zamanın ilcaatlari ve zorunlulukları kısıtlar ve hükmünü daraltır ya da o zamanın hükmüne adapte eder.

Mesela "düşmanlarınıza karşı at besleyin" ayetinin hükmünü zaman tefsir eder. O zaman için at savaşın en iyi aracı idi, ama şimdi tank ve top var; öyle ise ayetin mutlak kaydını zaman tefsir eder, yani ayet artık "düşmana karşı tank ve top yapın" hükmüne dönüşür.

Nikah hususunda gelen ayet ve hadisler de bu usul ve kaideler içinde değerlendirebilir.

BEKÂR : Hiç evlenmemiş, zevcesi olmayan adam. *Taşralı olup, büyük bir şehirde ailesiz yaşayan adam. (bk. Ashab-ı Suffa, Vakf-ı Hayat)

Bekârlık, dinin gösterdiği şartlar ve dine uygun maksad için meşruiyet kazanabilir. Yoksa bir aileye bağlanmaktansa, her türlü günahlar içinde serbestlik kazanmak için bekâr kalmak düşüncesi bâtıldır.

Hadis kitaplarının Kitab-ün Nikâh kısmının evlenmeyi tergib eden bablarında, evlenme şartlarına sahip olan kimselerin evlenmelerini ve evlenme şartlarına sahip olmayanların da oruç tutmalarını tavsiye eden ve çoğu birbirinin aynı olan üç-beş kadar hadis vardır...

Nitekim nikâhın, yani evlenmek meselesinin hükmü hakkında imamlar ve büyük İslâm âlimlerinin hayli izahları vardır.

Nikâhta, umumiyet itibariyle iki cihet, yani cemiyet ve ferdin durumu nazara alınmıştır ve alınmalıdır. İslâmî hayatın yaşandığı, fitnelerin bulunmadığı ve kazançların helâl olduğu, gizli ve âşikâr din düşmanlarının güçsüz bırakıldığı kuvvetli İslâm cemiyetlerinde nikâh istihsan edilirken; fitneye düşmüş, helâl kazanç zorlaşmış, ahlâksızlık ve günahlar umumileşmiş, dinin muhafazasına fedakârane çalışmak en büyük vazife haline gelmiş olan cemiyetlerde ise, nikâh yani evliliğe teşvik görülmemektedir. Ezcümle:

411/1- Deylemî’den (ra) mervi bir hadis şöyledir:

“Allah bir kulunu severse o kulu, Zât-ı Uluhiyetine (dinine) hizmet için seçer, (dünyevî iştihalardan) imsak ettirir. O kulu, kadın ve evlad ile meşgul ettirmez.”

Bu durum, bilhassa hicretin 200. senesinden sonra içindir. Çünkü,

“200 senesinden sonra en hayırlınız, zevce ve veledi olmamakla yükü hafif olanınızdır.”

mealinde de hadis vardır. Bu hadis ile,

“İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin (sünnete bağlı ve keyfiyetli) çokluğunuzla iftihar edeceğim.”

mealindeki hadis arasında zıddiyet yoktur.” (Levami-ul Ukul Şerhi, I/173)

Mezkûr hadis; Keşf-ül Hafa hadis: 185 ve R.E.I/25’de de geçer. Aynı eserin aynı sahifedeki diğer iki hadis meâli de şöyledir:

“Allah bir kulu sevdiğinde, onu dünyadan korur.”

“Allah bir kulu sevdiğinde, ona dünya işlerini kapar, âhiret işlerini ise açar.” (R.E.104)

Bediüzzaman Hazretleri de bu mânâyı te’yiden şöyle der:

“Hizmet-i Kur’aniyede bulunana, ya dünya ona küsmeli veya o dünyaya küsmeli. Tâ ihlâs ile, ciddiyet ile hizmet-i Kur’aniyede bulunsun.”(2)

“Cenab-ı Hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür; çirkin gösterir.”(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.

(2) bk. Lem'alar, Onuncu Lem'a.

(3) bk. Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...