Block title
Block content

Üstad'ın; "İnsanlar ebedi yokluktansa, ebedi cehennemi tercih edecekler." mealindeki sözü ile, “Keşke toprak olsaydım!.."(Nebe, 78/40) mealindeki ayetlere ters değil mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"S - Pekâlâ, o ebedî ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlâhiyeye ne diyorsun?"

"C - Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun -velev Cehennemde olsun- ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır."(1)

İnsanın mahiyetine bir çok hissiyat ve latifeler konulmuştur. Bu hissiyat ve latifelerin hepsinin hüküm ve sezme biçimleri veya hissediş kuvvetleri birbirlerinden farklıdır. Mesela vicdanın hissettiği ince bir meseleyi akıl tartıp şekillendiremez. Ya da kalpte ince ve latif bir şekilde beliren manayı, kesif ve maddi olan dil ifade etmekte zorlanır... Bu hüküm ve meseleleri hesaba katmadan değerlendirmeye gitmek yanlış olur.  

Üstad'ın yukarıda da ifade ettiği gibi, bu mesele tenle ve cesetle ilgili değil, vicdanla ilgili bir meseledir. Yani ebedi yokluğu vicdan penceresinden değerlendirirsek, vicdan, cehennem de olsa ebedi yaşamayı isteyecektir. Ama meseleye ceset ve tenden bakacak olursak, elbette insan cehennem ateşine karşı toprak olmayı, hatta belki de yok olmayı arzu edecektir.

 Bu meselede nefsin hükmü ile vicdanın hükmü karıştırıldığı için, insanlar meseleyi mübalağa zannediyor ya da hissedemiyor. Halbuki nefis hazır andaki  bir gram  azaptan kurtulmak için ilerideki bin ton mükafatı reddedecek mahiyettedir. Aynı şekilde bir gram hazır menfaat için de ilerideki binler ton azabı kabul edecek bir ahmaklıktadır. Nefsin bu karanlık ve ahmak penceresinden bakılırsa, elbette vicdanın bu ince ve latif meselesi idrak olunamaz.

Özellikle maddeci felsefenin, hisleri ve duyguları yaraladığı bu asırda, insanların böyle vicdani hükümleri ve meseleleri idrak etmeleri pek mümkün görünmüyor. Zira materyalist felsefe insanların ince, latif, hassas hissiyatlarını ve sezme kuvvelerini dumura uğratıp, köreltmiştir.  Bu körelmiş hissiyatlar ancak tahkiki bir iman dersi ile yeniden hayat bulabilirler.

Hassasiyeti gitmiş bir terazi ancak kaba ve kesif şeyleri tartıp ölçebilir. Bizim vicdan terazimiz şayet Üstad'ın vicdan terazisi gibi latif ve hassas olsa idi, biz de "cehennem de olsa ebed isterim" vicdani hükmünü anlayıp tartabilirdik.

Azap içinde iken ebediyeti tatmayacak tespiti nispi bir şeydir. Halbuki insan varlık ve yokluk tercihini genel olarak yapar, bir olayın tesiri ile yapmaz. Şayet bir olayın tesiri ile hareket umumi bir yol olsa idi, bugün insanlık hayatını devam ettiremez idi. Demek hususi olayların tesiri ile umumi olaylardaki hüküm karıştırılmamak gerekir.

Şayet sadece insanın vicdanı cehenneme atılsa idi, yokluk ve hiçliğe karşı "ebed ebed" diye bağıracaktı. Sadece nefis ve ceset cehennemde  olsa idi, belki o zaman hüküm değişebilirdi.

Hem yokluk değil, cehennem irade edilmiştir. Yani Allah insanı yok etmiyor, cehennemle cezalandırıyor. Bu ise Allah’ın şefkat ve merhametinin bir neticesidir. Allah’ın rahmeti onun gadabını geçmiştir, hakikati burada da kendini göstermiştir. Üstad Hazretlerinin içtihadı vicdani açıdan bir değerlendirme iken, ayetin ifadesi tensel ve cismani bir tespittir, dolayısı ile aralarında bir tenakuz ve çelişki bulunmuyor.   

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 7. Ayet Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan
Üstad ın vicdan terazisi gibi latif ve hassas olamayacağımıza göre Ahirette bu konuyu anlayabileceğiz galiba.Orada cehennemdekilere sorarak yok olmayı mı Cehennemi mi tercih edeceklerini sorarız artık. Bu konu derin ve tam idrak edilmesi müşkil.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...