Üstad'ın Kürt olduğu halde devamlı Türkleri övdüğünü söyleyenler vardır. Bunlara Türkleri övücü değil de İslam'ı övücü sözleri olduğunu nasıl anlatırız? Türkler ve Kürtler arasında devamlı Müslüman kişiyi sevdiğini belirten sözlerini yazar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nurların bütün eczaları Üstad Hazretlerinin herhangi bir kavmin milliyetçisi olmadığını zahir ve sarih bir şekilde ispat eder. Özellikle milliyetçilik bahisleri, onun milliyetçilik hususunda ne düşündüğünü kati bir şekilde beyan ediyor. O noktalar izah edilip nazara verilirse mesele anlaşılır kanaatindeyiz.

Genel Olarak Risale-i Nurlar da Irkçılığa Bakış

Risale-i Nur'un geneline bakıldığında, bu zamanda dinsizlik fikrinden sonra, en tehlikeli ve zararlı fikrin menfi milliyetçilik olduğu çok rahatlıkla anlaşılır. Üstad Hazretlerinin en sert söz sarf ettiği ve müsamaha göstermediği fikir, inkarı uluhiyet ve ırkçılık fikridir. Dinimizde ırkçılık haramdır. Samimi bir Müslüman asla ve kata ırkçılık yapamaz, şayet yapıyorsa, samimiyetinde şüphe vardır. Yani İslam ile ırkçılık aynı kalpte barınamaz.

Üstad Hazretlerinin hayatını ve fikirlerini incelediğimizde İttihad-ı İslam (İslam Birliği) taraftarı olduğu çok açık bir şekilde görülür. Yani Müslümanların bir çatı ve otorite altında olmasını savunuyor. Şimdiki zamanın ve zeminin böyle bir duruma müsait olmadığı, yani İslam ülkelerinin sınırlarını kaldırıp tek otorite ve tek devlet altında toplanmasının zor olduğu da bir gerçektir.

Ama İslam birliğinin sağlanacağı başka tarz ve yollar da vardır. Bunların başında farklı devlet ve sınırların oluşturduğu siyasi ve iktisadi bir pakt olabilir. Yani Müslüman ülkeler ortak bir çatı altında birleşip, siyasi ve iktisadi bir güç haline gelebilirler. Zaten bu çağda da İttihad-ı İslam ancak bu tarz ile olabilir. Eskide olduğu gibi ordu ve silah kuvveti ile bütün İslam alemini bir çatı altında toplamak pek mümkün görünmüyor.

İslam coğrafyasındaki kavimler iki çeşittir. Birisi köklü ve kesretli olan büyük kavimler, diğeri ise bu köklü ve kesretli kavimlerle etle tırnak gibi olan küçük ve ekalliyetteki kavimlerdir. Büyük kavimler genelde Araplar, Türkler, Farisilerdir. Küçük kavimler ise, yüzlerle ifade edilebilir. Zaten tarihte hilafet de bu büyük kavimlerin elinde, diğer kavimlerin yardımı ve kardeşliği ile sürdürülmüştür. Bu yüzden etle tırnak haline gelen büyük kavimlerle küçük kavimlerin ayrışması hem mümkün değil, hem de akıl karı değildir.

Mesela, Türk Milleti ile Kürt Milleti etle tırnak olmuş iki kavimdir. Bunların ayrışıp, farklı devlet kurmaları mümkün ve vaki değildir. Bin yıl iç içe yaşamış ve akrabalıklar kurmuş bu kavimlerin ayrışması bir felakettir. Zira Kürt kavminin önemli bir bölümü batıya göç etmişlerdir. Mesela Diyarbakır’ın kürt nüfusu yedi yüz bin ise İstanbul’daki nüfusu bir buçuk milyondur. Yani iki kavmin ayrışması, hem coğrafi olarak hem nüfus olarak hem iktisadi olarak hem kardeşlik bağları olarak hem de İslam açısından mümkün değildir. Üstad Hazretleri bu fikri asla ve kata kabul etmiyor. Boş bir hayalin peşine düşüp insanların ekserisini huzursuz etmenin ve sıkıntıya atmanın insani ve imani hiçbir geçerliliği yoktur. Dinsizliğe bulaşmış birkaç şovenist ve kafatası düşkünü budalanın ardına düşüp hem dünyayı hem ahiret hayatını tehlikeye atmak akıl karı değildir.

Üstad Hazretlerinin Türk milleti hakkındaki sitayişkarane ifadeleri İslam’a olan hizmetlerinden dolayıdır. Üstad Hazretlerinin bu tavrının ve fikrinin milliyetçilik ile ilgili olmadığını birkaç madde şeklinde özetleyebiliriz.

Birincisi, Üstad Hazretleri Türk unsurundan değil, neseben seyit ve şeriftir. Yani nesebi Hazreti Peygamber (asm)'in soyuna dayanıyor. Görünüşte ise Kürt’tür. Hâl böyle olunca Üstad Hazretlerinin Türk milleti hakkındaki değerlendirmeleri samimi ve objektiftir. Şayet Üstad Hazretleri Türk unsurundan olsa idi, bir parça şüphe etmekte mana olabilirdi, ama farklı bir unsurdan olması bu şüpheyi manasız kılıyor.

İkincisi, Türkler İslam’a bin yıl hizmet etmiş ve bayraktarlığını yapmış ve cihanın her tarafına İslam’ı yaymıştır. Bu külli hizmetine binaen Peygamber Efendimiz (asm)'in senasına da mazhar olmuştur. Böyle bir kavmi sırf dine hizmetlerinden dolayı takdir ve sena etmek milliyetçilik değil, hakşinaslıktır. Üstelik sena sadece Üstad Hazretlerine ait değil, Peygamber Efendimiz (asm)'e hatta ayetlere ait bir hususiyettir.

Nitekim şu ayet bu manada yorumlanmıştır:

"Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda mücahede eder ve bu hususta dil uzatan hiçbir kimsenin ayıplamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfudur ki, dilediğine verir. Allah vâsi ve alîmdir (ihsanı boldur, her şeyi hakkıyla bilir)."(Maide, 5/54)

İslâm tarihinin başlangıcında üçü Hz. Peygamber (asm)’ın vefatından önce olmak üzere on bir toplu irtidad vak’ası olmuştur. Geriye kalanı Hz. Ebû Bekir (r.a.) devrinde yer almıştır.

Allah’ın dinine sahip çıkacak topluluk kavramı da çok geniştir. Çeşitli zaman ve mekânlarda İslâm tarihi boyunca, bu evsafta topluluklar Allah’ın lütfu ile eksik olmamıştır. Bu ayete masadak olan toplumlardan birisi de Osmanlı ve Selçuklu dönemini içine alan Türk milletinin İslam dinine olan hizmetidir.

Üstad Hazretleri bu hakikati şu şekilde tasvir ediyor:

İşte, ey ehl-i Kur’ân olan şu vatanın evlâtları! Altı yüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri, bin senedir Kur’ân-ı Hakîmin bayraktarı olarak bütün cihana karşı meydan okuyup Kur’ân’ı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi Kur’ân’a ve İslâmiyete kal’a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müthiş tehâcümâtı def ettiniz. Tâ فَسَوْفَ يَاْتِى اللهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِى سَبِيلِ اللهِ âyetine güzel bir mâsadak oldunuz. Şimdi Avrupa’nın ve frenk-meşrep münafıkların desiselerine uyup şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız."(1)

"Salisen: Dinar'ın Baraklı imamı Süleyman'ın ehemmiyetli mektubuna karşı yazınız ki: Türkler hakkında senâ-i Peygamberî muhakkaktır. Birkaç yerde Türklerden ehemmiyetle bahsetmiş; hadis var. Fakat bu hadisin hakikî sureti ne olduğunu, yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmadığından bilemiyorum. Fakat mânâsı hakikat ve Türk milletinin senâ-i Peygamberîye mazhar olduğu hakikattir. Bir nümunesi Sultan Fâtih hakkındaki hadistir."(2)

Üçüncüsü, Üstad Hazretlerinin eserlerini incelediğimizde zerre kadar milliyetçiliğe prim ve geçit vermediğini aşikar bir şekilde görürüz. Yoksa sadece belli cümleleri cımbızla çekip nazara vermek, konu bütünlüğünü gözetmeden, hükme varmak insaf ve muhakeme ile bağdaşmaz. Risale-i Nurların onlarca yerinde ırkçılık ve menfi milliyetçilik lanetlenirken, Üstad Hazretlerine milliyetçilik yapıyor demek, haksızlık ve zulüm olur.

Yazımızı Üstad Hazretlerinin şu ifadeleri ile bitirelim:

"Efendiler,

"Ben herşeyden evvel Müslümanım ve Kürdistan'da dünyaya geldim. Fakat bu Türklere hizmet ettim ve yüzde doksan dokuz menfaatli hizmetim Türklere olmuş ve en çok hayatım Türkler içinde geçmiş ve en sadık ve en halis kardeşlerim Türklerden çıkmış ve İslâmiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan, meslek ve hizmet-i Kur'âniyem cihetiyle, her milletten ziyade Türkleri sevmek ve taraftar olmak kudsî hizmetimin muktezası olduğundan, bana Kürt diyen ve kendini milliyetperver gösteren adamların bini kadar Türk milletine hizmet ettiğimi, hakikî ve civanmert bin Türk gençlerini işhad edebilirim."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Üçüncü Mebhas.

(2) bk. Emirdağ Lâhikası-II, (33. Mektup).

(3) bk. Tarihçe-i Hayat, Eskişehir Hayatı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...