Block title
Block content

Üstad'ın Tarihçe-i Hayatını yazması tevazusuna gölge düşürür mü, her ne kadar kerametvari olaylar çıkartılmışsa bile... Konuyu nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın insanlar üstünde sayısız nimetleri vardır. Bu nimetleri insan kendinden bilirse gurur ve kibir olur, yok bu nimetleri inkar edip gizlerse bu da küfran-ı nimet olur ki her iki durum da manevi bir hastalıktır. Yani; insanın üstünde görünen nimetleri kendinden bilmesi nasıl caiz değilse, aynı şekilde o nimetleri yok sayıp inkar etmesi de caiz değildir. Bu yüzden tahdis-i nimet dediğimiz; nimeti Allah’tan bilip bu nimeti üzerinde izhar ve ilan etmek yolunu takip etmeliyiz.

Üstad Hazretleri bu meseleyi şu şekilde izah ediyor:

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Cenab-ı Hakkın verdiği nimetleri söyleyip ilân ve tahdis-i nimet etmek, bazan gurura ve kibre incirar eder. Tevazu kastıyla da o nimetleri ketmetmek iyi değildir. Binaenaleyh, ifrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli. Şöyle ki:"

"Herbir nimetin iki veçhi vardır. Bir veçhi insana aittir ki, insanı tezyin eder, medar-ı lezzeti olur. Halk içinde temayüze sebep olur. Mucib-i fahr olur, sarhoş olur. Mâlik-i Hakikîyi unutur. En nihayet kibir ve gurur kuyusuna düşürtür."

"İkinci veçhi ise, in'am edene bakar ki, keremini izhar, derece-i rahmetini ilân, in'âmını ifşa, esmâsına şehadet eder. Binaenaleyh, tevazu, ancak birinci vecihte tevazu olabilir. Ve illâ küfranı tazammun etmiş olur. Tahdis-i nimet dahi, ikinci vecihle mânevî bir şükür olmakla memduh olur. Yoksa, kibir ve gururu tazammun ettiğinden mezmumdur. Tevazu ile tahdis-i nimet, şöylece bir içtimâları var:"

"Bir adam hediye olarak bir palto birisine veriyor. Paltoyu giyen adama, başka bir adam "Ne kadar güzel oldun" dediğine karşı, "Güzellik paltonundur" dediği zaman, tevazuyla tahdis-i nimeti cem etmiş olur."
(1)

Üstad'ın, Risale-i Nurlar ve kendi hayatı hakkında söylediği her şey, tahdis-i nimet nevindendir. Zaten Risale-i Nurların birçok yerinde bu ifade aynen kullanılıyor.

Mesela şu ibareler açıkça buna örnek teşkil ediyor:

"BİR İFADE-İ MERAM"

"Mâlum olsun ki, ben Risale-i Nur'un kıymetini ve ehemmiyetini beyan etmekle Kur'ân'ın hakikatlerini ve imanın rükünlerini ilân etmek ve zaaf-ı imana düşenleri onlara davet etmek ve onların kuvvetlerini ve hakkaniyetlerini göstermek istiyorum. Yoksa, hâşâ, kendimi ve hiçbir cihetle beğenmediğim nefs-i emmâremi beğendirmek ve medhetmek değildir."

"Hem Risale-i Nur zâhiren benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum. Belki yalnız Kur'ân'ın bir tefsiri ve Kur'ân'dan mülhem bir tercüman-ı hakikîsi ve imanın hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini beyan ediyorum. Hattâ, bir kısım risaleleri ihtiyarım haricinde yazdığım gibi Risale-i Nur'un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim. İmam-ı Ali'nin (radıyallahu anh) Âyetü'l-Kübrâ namını verdiği Yedinci Şuâ risalesini yazmakta çok zahmet çektiğime bir mükâfat-ı âcile ve bir alâmet-i makbuliyet ve bir medâr-ı teşvik olarak bu keramet-i Celcelûtiye, inayet-i İlâhiye tarafından verildiğine şüphem kalmamış. Tahdis-i nimet kabilinden bunu Sekizinci Şuâ olarak yazdım. Yoksa haşre dair mühim bir âyetin mucizeli olan burhanlarını yazacaktım."
(2)

Nitekim Peygamber Efendimiz (asv)'in de tahdis-i nimete örnek teşkil edecek bir çok hadisleri vardır. Allah'ın Hz. İbrahim (as)'ı dost edinmesini (Nisâ, 4/125), Musa (as)'a hitap ederek konuşmasını (Nisâ, 4/164), İsâ (as)'ın Allah'ın kelimesi ve ruhu olmasını (Nisâ, 4/171), Hz. Âdem (as)'ın Allah nezdinde seçilmiş bir kul vasfı taşımasını hayret verici bulan bazı sahâbîlere, Resûlullah (asv) bunların hepsinin doğru olduğunu söylemiştir.

Ancak kendisinin de Allah'ın habibi olduğunu, kıyamet gününde Âdem'in ve diğer peygamberlerin kendisinin dûnunda bir mevkide bulunacağını, hamd sancağını kendisinin taşıyacağını, ilk defa kendisinin şefaat edeceğini, cennetin kapı halkalarını ilk önce kendisinin hareket ettireceğini, Allah'ın ilk defa kendisini içeri alacağını, beraberinde de müminlerin fakirlerinin bulunacağını ve Allah katında öncekilerin ve sonrakilerin en değerlisinin kendisi olduğunu belirtmiş, bu özelliklerin her birinin sonunda, "La fahr; Bunu övünmek için söylemiyorum." cümlesini tekrarlamıştır. (Dârimî, Mukaddime 8; Tirmizî, Menâkıb 1).

Ayrıca Resûl-i Ekrem (asv), kabirden ilk defa kendisinin çıkacağını, kimsenin konuşmaya cesaret edemeyeceği o dehşetli günde bütün insanlar adına konuşup huzûr-ı İlâhîde onların dertlerini anlatacağını, arasat meydanındaki vakfenin uzayıp insanların alabildiğine bunalacağı kıyamet gününde, hesabın başlaması için kendisinin şefaat edeceğini, ümitsizliğe düştükleri zaman şefaatinin kabul edildiğini onlara müjdeleyeceğini bildirmiştir. Hz. Peygamber (asv) ve ümmeti dünyada son peygamber ve son ümmet olmakla beraber, âhirette en önde bulunacaklardır. (Buhârî, Cuma 1, 12; Müslim, Cuma 19. 21) Resûl-i Ekrem'in âhiretle ilgili faziletleri arasında şefaat hakkı önemli bir yer tutar. Her peygamberin kabul edilmiş bir duası olduğunu söyleyen Resûlullah (asv), kendi duasını kıyamet gününde ümmetine şefaat etmek için sakladığını haber vermiştir. (Müslim, İmân 335).

Büyük zatlar nefsini tam ıslah ettiği için, onların zahirde övünür görünen fiil ya da davranışları; aslında tahdis-i nimettir, yani Allah’ın, üzerindeki nimetlerini izhar ve ilan etmektir. Üstad'ın Tarihçe-i Hayatı'na ve Risale-i Nurlar hakkında sarf ettiği sözlere de bu nazarla bakabiliriz.

(1) bk.  Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale
(2) bk.  Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sekizinci Şua

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Giriş | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3093 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Allah razı olsun, tam tatminkar olmama vesile oldunuz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
sami

Tarihçe-i Hayatın %70'i Risale-i Nurdan Risale, Mektub ve müdafalarını içerir. %10'u Risale-i Nura girmeyen Eski makale, Mektub ve Mahkeme müdafalarını içerir. Ancak %20'lik kısmı Direkt Üstadın Hayatından bahseder. Onun da önemli bir kısmı Gitti Geldi Yaptı şeklindedir. Şimdi 720 sayfalık Tarihçe-i Hayatın ancak %20si yani yaklaşık 150 sayfası Direkt Üstadın Haytından bahseder. Geri kalan yakalşık 580 sayfa iman meseleleri hizmet düsturları ve müdafalarıdır. Tarihçe-i Haytı Üstad yazmamıştır. Abiler Hazırlayıp Üstadın onayından geçmiştir. Risalelere giren Üstadın anı ve hatıraları ise imani meselelere örnek ve izah olması için yazılmıştır. Hiçbir şekilde kendini satmak hodfuruşluk emaresi görülmüyor. İhtiyarlar Risalesine bakılabilir. Ayrıca herkes okuduğu kitabın yazarının hayatını mesleğini meşrebini merak eder. Tarihçe-i Hayat bu ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmıştır. Ekbilgi için
Üstad neden Tarihçe-i hayatın içeriğini değiştirmiştir?
Üstadın Tarihçe-i Hayat kitabını kim yazmıştır?
Tarihçe-i Hayat'ı kimler yazdı?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...