Block title
Block content

Üstat, enenin kainatın tılsımı muğlakını açan bir anahtar ve bir sır olduğunu söylüyor. Fakat yıllardır biz Risale okuyanlar, bir türlü kainatı ve sırlarını çözemedik. Burada sorun nedir acaba? Bir de Üstaddan başka çözen olmuş mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, kainatı ve sırlarını çözmekten maksat, eşyaya manay-ı harfi ile bakmak ve her hadisenin arkasında Allah’ın kudret elini müşahede etmek demektir ki, her Nur talebesinin, kendi seviyesine göre bu sırları idrak ettiği ve çözdüğü söylenebilir. Yoksa sırları çözmek, tarikatta olduğu gibi olağanüstü vaziyetlere ve kerametlere mazhar olup insanın havada uçması, denizde yürümesi anlamına gelmiyor.

"Sırları çözemedik" tespitini, insan kendi nefsine ıslah ve terbiye noktasından söyleyebilir, ama başkalarına teşmil etmek ihlas ve uhuvvet prensipleri ile bağdaşmaz.

İkincisi, Risale-i Nur insana tahkiki iman dersini verdiği için, insanın aleminde çok köklü ve müspet değişimleri sağlar. Bunun örneklerini herkes hem kendi aleminde hem de çevresinde görebilir.

İman-ı tahkiki öyle bir kuvvet öyle bir nurdur ki, girdiği kalpte ve alemde karanlığı tart eder, nuru doldurur. Ama bunun tesiri ve değişim kıstasları insanların kabiliyet ve derecelerine göre farklılık arz edebilir. Yani keskin ve parlak değişimler insanın kabiliyet ve iman derecesine göre olur. Bu nokta bizi yanıltmasın.

Bazılarında bu köklü değişimin görünmemesi Risale-i Nur'un bir zaafı değil, insanın kabiliyet farklılığındadır. İnsanların  fıtratları ve anlayış seviyeleri bir olmadığı için, Nurların tesiri de muhtelif düşüyor. Bazısı fıtraten müsait olduğu  için, bir anda başka bir insan olurken, bazısı da uzun zaman ve müddet içinde o değişimi gösteriyor.

Üçüncüsü, aslında Risale-i Nurlar ile meşgul olan birisi, farkında olmadan tahkiki imanı kalp ve duygularına yerleştiriyor. Ama günahlı ve gafletli ortamlar bu harika imanı ibadet noktasında göstertmiyor. Hali ile hayatına bakan ve o harika imana münasip bir ibadet ve takvayı hayatında  göremeyen, "Acaba ben bu imanı elde edemiyorum mu?" diyerek, endişe ve şüpheye düşüyor. Halbuki o imanı alıyor, ama çevrenin müsaitsizliği yüzünden  o imanın haşmet ve azametini hayatında tam gösteremiyor.

 Faraza çevre müttaki ve ibadet ehli olsa idi, eski zamanlarda olduğu gibi o zaman imanın harika haşmetini tam görürdü ve gösterirdi. Risale-i Nurlar iman şarjını tam yapıyor, ama dışarıdaki toplumsal hayat o şarjı çabuk tüketiyor. Şayet toplumda o şarja kuvvet veren bir toplum olsa idi, o zaman tahkiki iman tam tezahür edecekti.

Risale-i Nurların kalp ve ruhlarımıza yaptığı katkıyı ve kökleşmeyi sekaratta, yani ölüm anında göreceğiz inşallah. Ama yine de imanımızı daha da tahkiki yapmak için mücadeleye devam edeceğiz, zira imanın çekirdekten ağaca kadar sayısız mertebeleri var.

Dördüncüsü:

"Bir bahçeye girsem iyisini intihab ederim. Koparmasından zahmet çeksem hoşlanırım. Çürüğünü, yetişmemişini görsem "Huz mâ safâ" derim. Muhataplarımı da öyle arzu ederim." (1)

Üstad Hazretleri, yukarıda zikrettiğimiz aynı bakış açısını  Risale-i Nurların tefhimi meselesine tatbik ediyor. Yani Risale-i Nurlar ve özellikle Mesnev-i Nuriye Allah’ın bu asırda insanlara lütfettiği Kur’anî bir bahçedir. Bu bahçeye iyimser ve müspet bir nazar ile bakılırsa, çok istifade edileceğine işaret ediyor.

Bazı ibarelerin müşkül ve ağır olması, istifadeye engel değildir. Anladığımı alırım, anlamadığımı terk ederim. Anlamadığım bazı ibareler yüzünden o bahçeyi bütünü ile terk etmem yanlış olur diyerek, o menfi bakış açısının yanlışlığına dikkat çekiyor. Yani Risale-i Nurların safasını sürerim cefasını ise terk ederim. Yani zor ve müşkül kısımlarına takılıp, bu anlaşılmıyor diye tamamı ile terk etmem diyerek, bize önemli bir metot ve bakış açısı veriyor.  

Enenin tılsım ve müşkilküşa yönünü, sadece Üstad Hazretleri çözmüş demek yanlıştır. Bu milyonlarca evliya, asfiya ve alimlere zımni bir hakarettir. Üstad Hazretlerinin ifadesi ile, enenin hayır yüzünden milyonlarca evliya ve asfiya yetişmiştir. Bu da gösteriyor ki eneyi bütün evliyalar ve asfiyalar çözmüş ve hakikatini idrak etmişler ve bu hususu talebelerine kafi miktarda ders vermişler. Risale-i Nur'un bu konudaki vasfı ise eneyi en avama da ders vermesi ve asrın idrakine uygun bir format ile izah etmesidir, diye anlayabiliriz. Yoksa Üstad Hazretlerinden başkası anlamamış demek, hilaf-ı hakikattir diye düşünüyoruz.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

1991
Kendi şahsı ve namına sırları çözemedim diyebilir. Umuma teşmil edemez. Etse, kendi aleminde bir şekilde bu hakikatları idrak etmiş nur kardeşlerine haksızlık etmiş olur. İmtihan bitmedikçe bu sırların çözümü de bitmez. Kitabı her okuyuşunda daha parlak daha renkli manzaralar kendisine açılır. Ecel gelene kadar yani perde-i gayb açılana kadar manaların açılması devam edecektir. Açılmıyorsa hatayı kendinde aramak ve kabz-bast hallerini unutmamak gerekir. Çok dikkatli anlayarak tetkik ederek mütalaa ederek adeta bir beyin fırtınası şeklinde cemaatle okumakda fayda vardır. Azami ciddiyet dikkat ihlas ve sebatla perdeler inşaallah açılacaktır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...