Block title
Block content

VÂHİD-İ KIYASÎ

 
İnsan; benlik ve hürriyet sayesinde kendisine takılan İlâhî hediyeleri kendine nispet edebilir; benim gözüm, benim aklım, benim kalbim diyebilir. Ve bunları, bu imtihan meydanında, dilediği gibi kullanabilme hürriyetine sahiptir.

İnsan kendi ruhuna takılan sıfatları, hisleri, duyguları İlâhî marifet sahasında kullanmalıdır. Bunu nasıl başaracağı Risale-i Nur’da çok güzel bir misâlle ortaya konuluyor. Bu misâl bir anahtardır ve bizi çok gerçeklere kavuşturabilir.

“Meselâ: Bir adam Cenâb-ı Hakk’ın kudretini anlamak için bir taksimat yapar: 'Buradan buraya benim kudretimdedir, bundan o yanı da Onun kudretindedir' diye vehmî bir çizgi çizmekle mes’eleyi anlar. Sonra mevhum hattı bozar, hepsini de ona teslim eder.” (Mesnevî-i Nuriye)

İnsan, elli kilogramlık bir taşı havaya kaldırdığında, bu işi kendisine verilen kuvvet sayesinde yaptığını bilir; ama yine de “Ben bu taşı kaldırdım.” diyerek o işe sahip çıkar. Zira o işi irade eden ve yapan, bir başkası değil, kendisidir.

İşte insan, bu kuvvetini vahid-i kıyasî yaparak der ki, Allah da şu üzerinde durduğum dünyayı İlâhî kudretiyle döndürüyor.

İnsan, kendisine ihsan edilen kuvvet sayesinde bu hükme varır. Sonra ‘mevhum hattı bozar”. Yani, dünyayı döndüren kudretin, onu ve elindeki taşı da birlikte döndürdüğünü düşündüğünde bütün kuvvet ve kudretin Allah’a ait olduğunu tasdik eder.

İnsan, kendi sıfatlarıyla kendi işlerini nasıl gördüğünü iyice düşündükten sonra, bunu bir mikyas, bir kıyas unsuru olarak kullanıp, “elbette bende ve içinde bulunduğum bu âlemde icraat gösteren Rabbim kudret sahibidir, sonsuz ilmi, mutlak iradesi vardır, her şeyi görür, bütün sesleri işitir, irade ettiği her şeyi sonsuz bir kolaylıkla yapar” diyebilir.

İnsan, İlâhî şuunata da yine, kendisine verilen halleri, kabiliyetleri, hisleri ölçü alarak bir derece bakabilir:
Küfür ve isyan yolunu tutan kulları için bir azap beldesi hazırlayan Rabbimiz, insana da bir gazap kuvvesi vermiştir. O da sözünü dinlemeyen memuruna gazaplanır, ceza verir.

Okyanuslarda milyarlarla ifade edilemeyecek kadar çok balıkları birlikte yaratan ve yaşatan Rabb’inin bu haşmetli icraatını hayretle seyreden insan, satın aldığı birkaç balık için evinde bir akvaryum hazırlar. O da kendi âleminde o balıklara merhamet etmekten, onların yemlerini vermekten, akvaryumun bakımını yapmaktan bir haz duyar.

Zemin yüzünü çiçeklerle, ağaçlarla donatan Rabb’inin bu rahmet saçan icraatlarını ibretle seyreden insan, kendi bahçesine, yine O’nun terbiye ettiği fidanları diker ve onların bakımını yapmaktan bir zevk duyar.
Semanın yıldızlarına bakar, o da kendi evinin tavanını avizelerle donatır.

Paylaş
Yükleniyor...