Block title
Block content

"Vahiy" kavramının / teriminin tanımı Risalelerde geçen şekliyle nasıldır ve Risalelerde geçen şekliyle çeşitleri nelerdir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur'un vahiy ve ilhama getirdiği en güzel tanım ve tarif şu şekildedir:

"Birincisi: Bir sultanın iki çeşit mükâlemesi, iki tarzda hitabı vardır. Birisi, âdi bir raiyet ile cüz'î bir iş için, hususî bir hacete dair, has bir telefonla konuşmaktır. Diğeri, saltanat-ı uzmâ ünvanıyla ve hilâfet-i kübrâ namıyla ve hâkimiyet-i amme haysiyetiyle evâmirini etrafa neşir ve teşhir maksadıyla, bir elçisiyle veya büyük bir memuruyla konuşmaktır ve haşmetini izhar eden ulvî bir fermanla mükâlemedir."(1)

Nasıl bir başbakan bütün milletin umumi bir ihtiyacını gidermek için yine umumun başkanı sıfatı ile yasa çıkarır. Bu yasa ancak meclis yolu ile kanunileşir. O zaman herkes bu yasaya uymak zorundadır. Zira devlet hesabına meclis tarafından çıkarılmış bir yasadır. Bir de aynı başbakanın  bir vatandaşın hususi ihtiyaç ve sorunları için özel bir telefonla o vatandaşla görüşmesi vardır. Bu vatandaşla olan özel telefon görüşmesi meclis görüşmesinin aynı değildir. Aralarında dağlar kadar fark vardır. Başbakanın, ben umumun başkanıyım, seninle özel görüşemem deyip vatandaşı geri çevirmesi düşünülemez. Umumun başkanı olması, hususi görüşmesine engel değildir.

İşte misalde olduğu gibi, Allah bütün kainatın Rabbi, bütün insanların İlahı, bütün mahlukatın hukuku için bir elçisi ile görüşmesi ve ona emir ve yasaklarını talim etmesi umumi bir dava, umumi bir konuşmadır. Bu konuşma bütün mahlukatı ilgilendiren ve bağlayan bir nutuktur. Bu konuşması da ancak kendi seçtiği resul ve elçiler vasıtası ile mümkündür. Bu tarz konuşmayı başka mahlukatı ile yapmaz. Bu tarz konuşmaya vahiy deniliyor. 

Ama Allah’ın diğer mahlukatın özel durumları ve özel ihtiyaçları için de özel bir iletişimi vardır. Allah bu özel iletişimi ile onlarla özel konuşmalar yapar. İşte ilham bu özel konuşmaların genel adıdır.

Farklı bir Mülahaza

Vahiy veya İlhamın Çeşitleri

Birincisi: Peygamberlere gelen vahiydir. Vahiy şeklinde sadece nebi ve resullere gelen şeklidir ki, bunların dışında hiç kimse ve hiç bir mahluk vahye mazhar olamaz. Vahiy, ilhamdan farklı olarak vasıta ve kendine özgü bir nişan ile nebilere gelir. Bunun sebebi ilham ile vahyin arasında bir fark olması içindir. Zira fark ve nişan olmaz ise Allah’ın insanlar hakkındaki emir ve yasakları anlaşılmaz ve belirsiz hale gelirdi. O zaman kim resul, kim ümmet karışırdı. İşte Allah bu karışıklığı önlemek için peygamberlere ayrı ve farklı bir nişan ile vahyi indirmiş, aynı zamanda onları mucizeler ile teyit etmiştir. İşte ilham ile vahiy arasındaki en önemli fark vasıtalardır. Vahiy, vasıtalar ve umumi bir hitap ile gelir, ilham ise vasıtasız ve özel olarak kalbe gelir. Vahiy yasadır herkesi bağlar, ilham ise yasa değil, kimseyi de bağlamaz.

İkincisi: Büyük meleklerin ilhamıdır. Allah’ın peygamberlerden sonra en yüksek derecede konuştuğu kesim büyük meleklerdir. Allah dört büyük meleğe vazifeleri hususunda katiyete yakın bir şekilde ilham ile direktif verir. Mesela Azrail (as) kabz-ı ervah noktasında ilham ile ne yapacağı bildirilir. Yine aynı şekilde Mikail (as) vazifesi ilham ile bildirilir ve hakeza. Bu tarz ilhamlar Allah’ın kelam sıfatının melaike alemindeki tecellileridir. Bu büyük meleklerin ilhamı insanların ilhamından üstündür. Ama meleklerinde avam olanları vardır ki, bunların ilhamı da insanların havas olanlarının ilhamının altındadır. Üstat sıralamayı şöyle yapar;

“Meselâ, en cüz'îsi ve basiti, hayvanatın ilhamatıdır. Sonra avâm-ı nâsın ilhamatıdır. Sonra avâm-ı melâikenin ilhamatıdır. Sonra evliya ilhamatıdır. Sonra melâike-i izam ilhamatıdır.”

 Meleklerin ilhamını gösteren ayetlerden birisi de şudur;

"Rabbin meleklere vahyediyordu ki: 'Muhakkak Ben sizinle beraberim, haydi siz de müminlere sebat ve cesaret verin. Kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Haydi vurun onların boyunlarına, vurun onların parmaklarına!' (Enfal, 8/12)

Üçüncüsü: İnsanlarda havas tabaksını teşkil eden alim ve evliyaların ilhamatıdır. Evet Allah hususi bir konuşma tarzı ile insanlardan kalbi ve maneviyatı terakki etmiş alim ve evliyalar ile kuvvetli bir ilham ile konuşur. Evliyaların kalp aynasına gelen bu ilhamlar, dini hüküm açısından bir şey ifade etmez. Ama Kur'an ve sünnetin özüne ve ruhuna uygun bir tarzda gelen kuvvetli bu ilhamlar kaziyey-i makbule nevinden kabul edilebilir. Bunun din ile çelişen bir tarafı yoktur.

İslam tarihinde ilham kaynaklı çok parlak ve kuvvetli eserler vardır. Bunlar İslam’a zarar değil, menfaat sağlamışlardır. İnsanlar içinde manevi ve kalbi açıdan avamdan tut havassa kadar çok mertebe ve derece sahibi olanlar var. Elbette bunların ilhama mazhariyetleri bir ve eşit olmaz. Bu açıdan büyük bir velinin kalbi ile avam bir insanın kalbi, mazhariyet noktasından farklılık arz eder. İlham nasıl mahlukat asarında farklı tecelli ediyordu, elbette insanlık içinde de farklı farklı tecelli eder. İşte bu farklı tecelli manalarını her meşrep sahibi kendine has bir terim ile ifade etmiş ve edebilir. Mesela Said Nursi Hazretleri kalp aynasına gelen ilhamata ihtar adını veriyor. İhtar manası da katiyete yakın bir ilham şeklidir; ama vahiy ile kıyasa gelmez.

Sonuçta kalbe gelen ilhamlar şeriatın denetimdedir. Şayet ayet ve hadislere zıt bir şey söyleniyorsa, bu Said Nursi de olsa reddedilir; ümmeti bağlayıcı bir tarafı yoktur. Biri kalkıp, ben Risale-i Nurları kabul etmiyorum, dese dini açıdan bir sakıncası yoktur. Ama Nurların feyzinden mahrum kalır, bu da büyük bir zarar ve kayıptır. Üstat bu manaya işaret için "Risale-i Nur dava değil, dava içinde bir burhandır." demiştir. Bütün insanlığı bağlayan tek ilham vahiy ile gelmiş şeriattır.

Avam insanların da ilhama mazhariyeti vardır, ama veli zatların ilhamı gibi kuvvetli ve parlak değildir. Nasıl ilim noktasından insanlar arasında çok mertebeler varsa, buna bağlı olarak manevi kemalat ve kalbi kuvvet bakımından da insanlar arasında çok mertebeler vardır. Onun için avam birisi kalkıp, ben de Abdulkadir Geylani gibi ilhama mazhar oluyorum, diyemez.

Bu hususta peygamberlerin dışında insanların da ilhama mazhar olunabileceğini gösteren ayetler de vardır. Mesela,

"Musa'nın anasına: 'Onu emzir. Eğer onun için korkarsan onu denize bırakıver, korkma ve mahzun olma. Çünkü biz onu geri vereceğiz ve kendisini peygamber yapacağız.' diye vahyetik." (Kasas, 28/7).

Bu âyette geçen "vahiy" kelimesi de "ilham ve rüya" anlamlarında kullanılmaktadır.

"Ve hani havarilere: 'Bana ve Resulüme iman edin.' diye ilham etmiştim. Onlar da: 'İman ettik. Hakka teslim olduğumuza şahid ol!' demişlerdi." (Maide, 5/111)

Bu ayetler çok açık bir şekilde peygamber olmayan, sıradan veya havas olan insanların da ilhama mazhar olabileceklerini gösteriyor. Bu ayetler açıkça ilhamı ispat etmektedir.

İnsanlar içinde şair, edip, sanatkar, bilim adamı gibi maddi ilimlerde havas olan insanların da ilhama mazhariyeti, avam insanların ilhamlarıdan farklılık arz eder. Zira bir ilim ile meşgul olan birisi o ilimde meleke kesp ettiği için, o alanda işler artık ona adeta ilham kolaylığında tecelli etmeye başlar. Nasıl Edison lamba için bin deney yapıyor, sabır ve metanetin meyvesini de o bin deneyden sonra kazanıyor. Allah insanın bu sabır ve metanetine mükafat olarak o neticeyi ilham ediyor. Aynı şekilde diğer alanlarda da insanlar terakki ettikçe, o alanda meleke sahibi olması ile yine o alanda ilhama mazhariyetleri olabiliyor. Böyle işlek bir yolun, yani ilhamın inkar edilmesi gerçekten çok acayip bir durum arz eder.

Dördüncüsü: Hayvanatın ilhamıdır. Hayvanların hayatını tahkik ettiğimizde onların ne denli hikmetli ve ahenkli bir davranış içinde olduklarını görürüz. Bu hikmetli ve ölçülü davranış biçimini hayvanatın takip edip yapması muhal olduğuna göre, zira akıl ve şuurları yok, demek onlara bu işleri bildiren ve yaptıran birisi var. İşte hayvanatın ilhamı onlara hem şuur ve akıl hem de rehber hükmündedir.

 Kur'an-ı Kerim'de bu mesele şu şekil ifade ediliyor:

"Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: 'Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarına gir.' Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibret vardır."(Nahl, 16/68, 69)

İşte hayvanatın ilham ve sevk-i İlahi  ile bazı sırlı ve gaybi hallere muttali olabileceği çok açıkça ifade ediliyor. Yani ilhamın arıya bir şuur ve rehber olduğu açıkça ilan ediliyor. Bu ayet çok açık ve net bir şekilde hayvanların ilhama mazhar olduğunu ilan ve ispat ederken, bazı zahir hocaların insanların mazhar olduğu ilhamı inkar etmesi ve bunu hakaret konusu yapması arıya rahmet okutuyor.

Eski tabir ile "Mercuhta sabit olan bir kemalat racihde de sabit olur." (Yani alt sınıftan olan birisindeki kemalat ispata lüzum kalmadan üst sınıfta olan birisinde de sabit olur.) İnsana hizmet için yaratılan hayvanat ilhama mazhar olacak, ama kainata halife olmuş insan  ilham gibi bir şerefe layık olmayacak. Bu, akla ziyan bir tutarsızlık olur. Allah arı ile konuşacak, ama arının efendisi olan insana yüz çevirecek... Bu mümkün değildir.

Beşincisi: Cansız varlıkların ilhamatıdır. Cansız varlıklar da tıpkı hayvanat gibi mükemmel bir hikmet ile hareket ediyorlar. Bir hava zerresinin yüzlerce hikmetli ve ince hizmetleri yapmasını ve hatasız hareket etmesini kör ve sağır tabiata havale edemeyeceğine göre, elbette zorunlu olarak "sevk-i İlahi" diyeceksin. Sevki İlahi de bir çeşit, Allah’ın cansız mahlukatı ile iletişimi sayılır. Yani ilham ile onlara ne yapacaklarını Allah’ın bildirir demektir.

Kur'an-ı Kerim'de bu manaya işaret sadedinde şu ayetler zikredilmiştir;

“Allah böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahiy etti.” (Fussilet, 41/12.)

“Yeryüzü o şiddetli sarsıntı ile sarsıldığı, içindeki ağırlıklarını çıkarıp dışarı attığı, ve insan: 'Bu yere de ne oluyor?' dediği zaman, işte o gün yer, üzerinde olup biten her şeyi anlatır. Çünkü Rabbin ona vahiy etmiştir." (Zilzal, 1-5).

Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi, Allah’ın cansız mahlukları ile de bir konuşması vardır, ama tarz ve usulü farklıdır.

Vahiy ile İlhamın Farkı

Vahiy ile ilham ayırımını ve hükümlerini madde madde halinde inceleyelim.

- Vahiy sadece ve sadece peygamberlere gelir. Peygamberler dışında hiçbir mahluk vahye mazhar olamaz. Bu noktada vahiy özeldir. İlham ise derecesine göre her mahlukun mazhar olabileceği umumi bir yoldur. Bu yüzden ilham özel değil, geneldir.

- Vahiy Allah’ın umumi isimlerinden umumi unvanlarından süzülüp gelen ve bütün kainatın Rabbi sıfatı ile gönderilen bir kelamdır. İlham ise Allah’ın has bir kulu ile has bir ismi ve unvanı ile yaptığı bir konuşmadır. Bu yüzden ilhama mazhar olan bir kul, "Benim kalbim alemlerin Rabbinden haber alıyor." diyemez, ancak "Rabbimden haber alıyor." diyebilir.

- Vahiy Allah’ın kati bildirdiği haberlerdir. Burada zan, şüphe, acaba gibi kavramlara yer yoktur. Kesinlik ifade eder. İlham ise kesinlik ifade etmez. Zira insana şeytandan da fısıltılar gelebilir. Ya da hak olmayan marazi şeylere de müptela olabilir. Bu yüzden ilham kesin haber sayılmaz. Ama vahyin denetimi ve kontrolü altında,  yani vahye mutabık, parlak bir şeye mazhar olursa, o zaman kaziye-i makbule nevinden haber değeri olur.

- Vahiy Allah’ın isim ve sıfatlarından umumi olarak tecelli eder. Kayıt ve hususiyetleri yoktur. Yani bütün insanların zorlanmadan ve kendi mizacını ötekileştirmeden rahatlıkla gidebileceği umumi bir caddedir. Hiç bir insan, ben bu vahyin caddesini dar buldum, benim kabiliyetime bu cevap veremiyor, diyemez. Zira vahiy bütün insanların kabiliyet ve mizaçlarını kuşatan geniş bir yoldur. Küçük bir kanalda büyük bir gemi yüzemez, ama okyanusta her çapta gemi rahat ile yüzebilir. İşte vahiy okyanustur, ilham ise küçük bir ırmak ya da çağlayan mesabesindedir. İlham, kalbi mülahazalarında kendi kabiliyeti nispetinde ve kayıtlı mazhariyetleri olan bir yoldur. Mesela bir damla, güneşin aksine cüzi olarak mazhar olur, ama güneşin umumi aksini ve azametli tecellisini tartamaz, ona ayine olamaz. Bende okyanus gibi güneşin aksine mazharım diyemez. Bu yüzden ilham hususi bir yoldur, vahiy umumi bir yoldur.

- Vahiy umumi bir karaktere sahip olmasından bütün insanlığı bağlayıcıdır. İnsanlık için yasa koyucudur. Şeriat vahye dayanır. İlham ise hususi bir karaktere sahip olmasından insanlığı bağlayıcı değildir. Yasa koyucu olamaz. Ama yukarıda da değinildiği gibi, ilham vahye uygun olma şartı ile bazı insanların terbiye ve terakkisinde kullanılabilir. Bunun vahye aykırı bir tarafı yoktur.

- Vahiy melek, rüya gibi vasıtalar ile gelir. - İlham ise doğrudan ve vasıtasız olarak gelir. Melekler masum ve hatasız olmasından vahiy getirirken hatadan masun olarak getirirler. Ama ilham kalpten çıkan bir şey olduğu için, bazı arızalar önüne çıkabilir. Nefis ve şeytan gibi. Bu yüzden ilhama vahiyden bağımsız mutlak doğru nazarı ile bakamayız. İlhamı şeriatın mihengine vururuz, şayet mutabık ise alırız, değilse reddederiz. Bu ölçü her eser ve ilham için geçerlidir. Zira Kur'an ve sünnetin dışında hiç bir şey korunmuş ve masum değildir.

- Vahiy ilhamdan daima üstün ve faziletlidir. Bu yüzden Kur'an’dan bir cüz okumak ilham ile yazılmış binlerce vird ve duadan daha sevaplı ve faziletlidir.

- Vahye mazhar olan peygamber, bunu insanlığa duyurmak ve tebliğ etmek zorundadır. Ama ilhama mazhar olan bir veli, bunu insanlığa duyurmak zorunda değildir. Hatta bazen gizlemesinde yarar vardır.

Hüküm olarak vahyin dışında ilhamları inkar etmek dalalet olduğu gibi, ilhamı da vahyin üstünde ve daha faziletli görmek aynen dalalettir. Ehl-i sünnet, ilhamı vahye uygun ve mutabık olma şartı ile kabul etmiştir, bunun aksi, yani ihamı inkar ise bidattır.

(1) bk. Sözler, On İkinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...