Block title
Block content

"Vazife ve mertebe noktasında, haşmetli kâinatın dikkatli seyircisi, hikmetli mevcudatın belâgatli lisan-ı nâtıkı ve kitab-ı âlemin anlayışlı mütalâacısı ve tesbih eden mahlûkatın hayretli nâzırı ve masnuâtın hürmetli ustabaşısı hükmündesin." İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Çünkü, çendan sen nefsin ve suretin itibarıyla hiç hükmündesin. Fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kâinatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belâgatli bir lisan-ı nâtıkı ve şu kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalâacısı ve şu tesbih eden mahlûkatın hayretli bir nâzırı ve şu ibadet eden masnuâtın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin."(1)

İnsan, sadece maddi hayata yönelip Allah’ı ve ahireti unutsa, sadece maddi hayatın adi ve süfli zevklerinin peşinde koşsa, o zaman gayet zayıf ve basit kalır, hatta hayvandan daha aşağı bir dereceye düşer. Zira insan kulluk için tasarlanmış bir mahiyete sahiptir. Nasıl sarrafın hassas terazisi ile kaba kömür tartılmaz ise aynı şekilde ahiret için verilmiş olan duygu ve cihazlar ile maddi zevkler avlanılmaz, sadece ona sarf edilmez.

Şayet insan, bu hassas duygu ve cihazlarını sadece dünyaya sarf etse ve sadece maddiyata hasretse, o zaman hata eder ve derecesi binden bire düşer. Üstad Hazretleri insanın bu halini şöyle ifade ediyor:

"Evvelki vecih itibarıyla öyle bir biçare mahlûktur ki, sermayesi, yalnız, ihtiyardan bir şa're (saç) gibi cüz'î bir cüz-ü ihtiyarî; ve iktidardan zayıf bir kesb; ve hayattan, çabuk söner bir şule; ve ömürden çabuk geçer bir müddetçik; ve mevcudiyetten çabuk çürür küçük bir cisimdir. O haliyle beraber, kâinatın tabakatında serilmiş hadsiz envâın hesapsız efradından nazik, zayıf bir fert olarak bulunuyor."(2)

İşte, insan sadece nefis ve maddesine hapsolsa, adi bir böcek kadar kıymet kazanamıyor; bu yüzden insan nefis ve maddesi itibari ile bir hiç hükmündedir.

Lakin insan maneviyata yönelip duygu ve cihazlarını hakiki yeri olan Allah ve ahirete sarf etse, o zaman kainatın halifesi ve sultanı olur. Zira insanın mahiyet ve fıtratı Allah ve ahiret için dizayn edilip tasarlanmıştır. İnsanın mahiyetindeki nihayetsiz acizlik ve fakirlik kanallarını takip ile Allah’ı bulabilecek bir mahiyettedir. Şayet bu kanallar iman ve ibadet ile işlettirilir ise o zaman insan Üstad Hazretlerinin ifadesi ile derecesi yükselir, kıymet kazanır:

"İkinci vecih itibarıyla ve bilhassa ubudiyete müteveccih acz ve fakr cihetinde, pek büyük bir vüs'ati var, pek büyük bir ehemmiyeti bulunuyor. Çünkü, Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mâneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesîm bir fakr derc etmiştir, tâ ki kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınâsı nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerîm bir Zâtın hadsiz tecelliyâtına cami geniş bir ayna olsun."(3)

İşte insan kulluk vazifesi noktasından hareket edip Allah’a hakiki bir kul olursa, o adi vaziyetten kurtulup kainatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmet ve faydalar ile donatılmış varlıkların en gür ve mükemmel bir sesi ve ağzı ve şu kitap kıymetinde ve hükmünde yaratılmış alemin anlayışlı bir mütalaacısı oluyor. İnsan, iman ve ibadetin cereyanına girerse kainata halife ve ustabaşı, yok küfür ve gafletin cereyanına girerse adi ve hiç hükmünde zararlı bir haşere oluyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas.

(2) bk. a.g.e.,

(3) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...