Block title
Block content

"Ve dinsizler tarafından öldürülen mazlum ve dindar Hıristiyanlar âhir zamanda bir nevi şehid olabilir." cümlesine binaen; Fetret ehli kimlerdir, Üstad'ımızın bu meseleye bakış açısı nasıldır, başka alimlerden de aynı düşünceye sahip olan var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (asm.) bir lakaytlık perdesi gelmiş ve madem âhirzamanda hazret-i İsa'nın din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyet'le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve hazret-i İsa'ya mensup Hıristiyanların mazlumlarının çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir.”(1)

Üstad'ın bu fikrinin temeli “Kim doğru giderse sırf kendi lehine gider, kim de sapıklık ederse ancak aleyhine eder. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez. Ve biz resul gönderinceye kadar azaplandırmayız.” (İsra, 17/15) ayetine dayanıyor.

Yani; İslam nurunu bir şekilde görüp tanıyamayan hiç kimse mesul değildir. Üstad kendi dönemindeki olayları ve savaşları, İslam nurunun önünde bir engel, bir perde olarak görüyor ve o zamandaki mazlum ve çaresiz insanları bu kapsamda değerlendiriyor. Bu bir içtihad meselesidir, Üstad içtihadını bu doğrultuda değerlendiriyor.

1918'de Bolşevik devriminin gerçekleşmesi ile, dünyada ideolojik bir kamplaşma ve bloklaşma meydana gelmiştir. Komünist devriminin sahibi Rusya ve yandaşları kendi halklarına müthiş bir mezalim ve  izolasyon uygulamıştır. Bu da, oradakilerin halklarının dünya ile iletişiminin kopmasına sebep olmuştur. Böyle olunca masum ve mazlum halk üzerindeki bu izole ve soyutlama ister istemez, fetret hükümlerini akla getiriyor. Acaba Komünizm baskısı altındaki masum ve mazlum halkların, İslam açısından hükümleri nedir. İşte Üstad, ehli sünnetin ittifak ile kabul ettiği fetret hükümlerini bu masum ve mazlum halka tatbik ediyor.

Bu tatbik ve içtihadın İslam ile çelişen hiçbir yönü yoktur. Bazı saf ve cahiller tecrit ve izolenin kalktığı ve  iletişimin en üst seviyeye ulaştığı bu zamanın şartları ve gözlüğü ile meseleyi değerlendiriyorlar. Halbuki bu hüküm değişkendir, bazen şartlar onu gerektirirken, bazen aksini gerektirebilir. Yani burada önemli olan şartların oluşmasıdır. Bu şartların en önemlisi insanların İslam nuruna muttali olup olmaması meselesidir. Şayet bir insan İslam nuruna muttali değilse, mesul de değildir. Bu hüküm değişmez; ama bazen şartlar bu hükmü askıya alır bazen de gerekli kılar.

İmam Gazali bu konuda şöyle der:

“Peygamberin gönderildiğini bilmeyenler; bunlar ehl-i necattır. Bilip de inkâr edenler; bunlar ehl-i cehennemdir. Duyan fakat tahkik etmeyen, yanlış işitenler; bunların da necat ehli olması ümit edilir.” İmam Gazali’nin bu hükmü Ehl-i Sünnet alimlerinin fikirlerinin özeti gibidir. Üstad bu fikrinde şaz değil, yani kendi başına değil, İslam uleması ile ittifak içindedir. Nitekim Üstad Ehl-i Sünnetin görüşlerini başka bir eserinde şu şekilde beyan ediyor:

“…Ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil’ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şâfiî ve İmam-ı Eş’arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlâhî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla’ ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz.”(2)

Şu ayetler de bir yönüyle ehl-i fetretle ilgilidir:

“Allah hiçbir nefse kaldıramıyacağı yükü yüklemez.” (Bakara, 2/286)

“Uyarıcılar olmadan biz hiçbir beldeyi helak etmedik.” (Şuara, 26/208)

“Rabbin (beldelerin) merkezinde ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe, beldeleri helâk edici değildir.” (Kasas, 28/59)

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (76. Mektup).
(2) bk. Mektûbat, Yirmi Sekizinci Mektup Sekizinci Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Üçüncü Şuâ | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3745 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

hguner
"Bana, 'Sen şuna buna niçin sataştın?' diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. Içinde evlâdım yanıyor, îmânım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, îmânımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!.."
Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin îmânını kurtarmak yolunda dünyamı da fedâ ettim, âhiretimi de. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki nâmına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esâret zindanlarında, yâhut memleket hapishânelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefâ, görmediğim ezâ kalmadı. Dîvân-ı harblerde bir câni gibi muâmele gördüm, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyâde, ölümü tercih ettim. Eğer dînim intihardan beni menetmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti. "Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. Izzet ve şehâmet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle meneder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zâlim bir cebbâr, en hunhar bir düşman kumandanı olsa tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar, yâhut îdam sehpâsına götürür; hiç ehemmiyeti yoktur. Nitekim öyle oldu. Bunların hepsini gördüm. Birkaç dakika daha o hunhar kumandanın kalbi, vicdânı zulümkârlığa dayanabilseydi, Said bugün asılmış ve mâsumlar zümresine iltihak etmiş olacaktı.
"İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musîbetle geçti. Cemiyetin îmânı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı fedâ ettim; helâl olsun. Onlara bedduâ bile etmiyorum. Çünkü, bu sâyede Risâle-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüz bin, yâhut birkaç milyon kişinin-adedini de bilmiyorum ya, öyle diyorlar. Afyon Savcısı beş yüz bin demişti. Belki daha ziyâde-îmânını kurtarmaya vesîle oldu. Ölmekle, yalnız kendimi kurtaracaktım, fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar îmânın kurtulmasına hizmet ettim. Allah'a bin kere hamd olsun. "Sonra, ben, cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de fedâ ettim. Gözümde ne Cennet sevdâsı var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin îmânı nâmına bir Said değil, bin Said fedâ olsun. Kur'ân'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin îmânını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya râzıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistân olur."
Bence Üstadı anlamak için önce Tarihçe-i Hayat'tan yukarıda yazan satırları okumak gerekir. Bugünlerde üstadın fetret ehli ile ilgili sözleri çok yanlış bir şekilde ve hatta çok yanlış ortamarda alay edercesine hatta içine yalan yalnış bilgiler eklerenek Risalei Nur u bilmeyen insanlara yalnış tantıyor ve sogutmak isiyorlar. Ama bilmiyorlarki onlar bizim ne kadar üstümüze gelirlerse gelinler bunlar hiç bir zaman bizim azmimizi davamıza olan imanımızı etkilemeyecektir aksine daha çok çalışmamıza vesile olacaktır inşallah. Eser'den müeessire gidemeyenler için, üstadın kısa hayatı hükmünde olan ve her okunduğunda gözlerimizi yaşla dolduran yine üstadın kendi satırları olan kısa hayatını okuyanlar belkide Müessirden esere giderek risaleleri anlamaya çalışırlar. İnsan anlamak için okur ve anlayamadığı yerleri bir bilene sorarsa o zaman anlar ama dik başlı olarak bakar acaba nerede bir hata yakalayabilirim diye düşünerekten okursa o zaman doğru olanda yanlış ihata edilebilir. Bir de okumadığını söyleyip de Ehli sünnete muhalif yerleri var diyenler var onlar önce okusunlar sonra anlasın. Ama sakın ha sığ bir şekilde okumasınlar anlamak için önyargısız okusunlar.
Selam ve dua ile
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu22
neden sadece hıristiyanlar demiş yahudiler dememiş?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Yahudiler o duruma maruz kalmamışlar. Hatta bütün fitnenin baş aktörü onlar olmuş. Tabi onlar içinde mazlumlar varsa onlarda bu hükme tabidirler.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...