"Ve fenâ ve zevalde kaybolan mevcudatın, neticeleri ve hüviyetleri ve mahiyetleri ve ruhları ve tesbihatları gibi çok vücutları, kendilerine bedel âlem-i şehadette bırakıp sonra gittikleri bilinir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayvanların bedenleri ölümle yok olsa bile, ruhları bekaya mazhardır. Dünyada yapmış oldukları vazifelerine, fıtrî tesbih ve ibadetlerine mükâfat olarak kendilerine mahsus bir saadete, “ücret-i mâneviyeye” nail olacaklar.

"Ücret-i mâneviye, o tükenmez hazine-i rahmetinde baîd değil ki bulunmasın. Dünyadan gitmelerinden pek çok incinmesinler, belki memnun olsunlar.” (17. Söz)

Canlıların her bir nevi ayrı bir âlemdir. Bizler, hayvanların her bir nev’inin bu dünya hayatından nasıl bir haz aldıklarını bilemediğimiz gibi, âhiretteki manevî ücretlerini de idrak edemeyiz.

Şu var ki, semada uçan bir kuşla, denizde yüzen bir balığın yahut ormanda gezen bir ceylanın bu dünya hayatından aldıkları lezzetler ve hazlar birbirinden farklı olduğu gibi, bunların âhiretteki manevî lezzetleri de her birinin istidadına göre farklılık arz edecektir. Biz ancak bu farklılığın olması gerektiğine aklen hükmedebiliriz. Ama bu farklı lezzetlerin ve zevklerin mahiyetini ve keyfiyetini anlamamız mümkün değildir.

Hayvanların tesbihleri ise; hâl dili ile Allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olmalarıdır. Evet, bir tavus kuşunun o güzel ve sevimli bedeninde, Allah’ın birçok ismini okuyup tefekkür edebiliriz. Sadece hayvanların değil, bütün mevcudatın lisan-ı hal ve lisan-ı kalleri ile yapmış oldukları zikir ve tesbihler, kaydediliyor, yok olmuyor ve ebedîleşiyor.

Üstad Hazretleri bu hakikati şöyle izah ediyor:

"ÜÇÜNCÜ REMİZ"

"Eşya zeval ve ademe gitmiyor; belki daire-i kudretten daire-i ilme geçiyor, âlem-i şehadetten âlem-i gayba gidiyor, âlem-i tagayyür ve fenâdan âlem-i nura, bekaya müteveccih oluyor."

"Hakikat nokta-i nazarında, eşyadaki cemal ve kemal, esmâ-i İlâhiyeye aittir ve onların nukuş ve cilveleridir. Madem o esmâ bâkidirler ve cilveleri daimîdir; elbette nakışları teceddüd eder, tazelenir, güzelleşir. Ademe ve fenâya gitmiyor; belki, yalnız itibarî taayyünleri değişir. Ve medar-ı hüsün ve cemal ve mazhar-ı feyiz ve kemal olan hakikatleri ve mahiyetleri ve hüviyet-i misaliyeleri bâkidirler."

"Zîruh olmayanlar, doğrudan doğruya onlardaki hüsün ve cemal, esmâ-i İlâhiyeye aittir; şeref onlaradır, medih onların hesabına geçer, güzellik onlarındır, muhabbet onlara gider; o aynaların değişmesiyle onlara bir zarar îras etmez."

"Eğer zîruh ise, zevil'ukulden değilse, onların zeval ve firakı bir adem ve fenâ değil; belki vücud-u cismanîden ve vazife-i hayatın dağdağasından kurtulup, kazandıkları vazifenin semerelerini bâki olan ervahlarına devrederek, onların, o ervâh-ı bâkiyeleri dahi birer esmâ-i İlâhiyeye istinad ederek devam eder, belki kendine lâyık bir saadete gider."

"Eğer o zîruhlar zevil'ukulden ise, zaten saadet-i ebediyeye ve maddî ve mânevî kemâlâta medar olan âlem-i bekaya ve o Sâni-i Hakîmin dünyadan daha güzel, daha nuranî olan âlem-i berzah, âlem-i misal, âlem-i ervah gibi diğer menzillerine, başka memleketlerine bir seyr ü seferdir; bir mevt ve adem ve zeval ve firak değil, belki kemâlâta kavuşmaktır."(Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Makam)

Allah’ın her bir ismi ayrı bir mâna ve hüküm ifade eder; beka âleminin varlığını iktiza edip isterler.

Mesela; Allah insanın fıtratına ebedî yaşama arzusunu takmıştır. Beka duygusunu verip, bu duyguyu tatmin edecek ahireti icad etmemek, Allah’ın sonsuz hikmeti ile bağdaşmaz. Öyle ise Hakîm ismi ahireti iktiza ediyor. Eğer ahiret olmazsa, dünyadaki bütün hikmetler abes olur. Zira dünyadaki bütün hikmetlerin yönü ve yüzü ahiret âlemine çevrilmiştir, ona işaret etmektedir. Sonsuz hikmeti, eserleri ile sabit olan Allah’ın, ahiret yurdunu kurmayıp insanları hiçlik kuyusuna atması hikmetle bağdaşmaz. Mutlak yokluk hikmetsizliktir, Allah ise hikmetsiz iş yapmaktan mukaddes ve münezzehtir.

Ruh sahibi bir kuşun o güzel ve tatlı mânaları bu dünyada ifade ettikten sonra, ölüm ile yok olup hiçliğe atılması, Allah’ın sonsuz hikmetine münafidir. Öyle ise hiçbir zîruh, ölüm ile yokluğa ve hiçliğe gitmiyor, ikinci ve daimî saadete gidiyor demektir.

Allah, dünyayı âhiretin bir vitrini şeklinde tanzim etmiştir. Öyle ise, isim ve sıfatlar, bu dünya vitrininde kâfi derecede tecelli ederken, asıl yerde, yani ahirette ise, tam tecelli edecektir.

İsim ve sıfatların bu vitrinde kâfi derecede tecelli etmesi kemalsizlik değil, tam aksine intizam içinde tam kemaldir, diyebiliriz.

Sonsuz hikmeti, eserleri ile sabit olan Allah’ın, ahiret yurdunu kurmayıp, insanları yokluk ve hiçlik kuyusuna atması, Hakîm ismi ve hikmetle bağdaşmaz. Yani Hakîm ismi ve hikmet mânası ahiret yurdunun kurulmasını iktiza ediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...