Block title
Block content

"Ve gayet faal ve müteâl ve gayet cilveli ve haşmetli bir Sultanın fermanıyla ve kuvvetiyle vakit be vakit cevv âlemini doldurup boşaltır ve mütemadiyen hikmetle yazar ve paydosla bozar tahtasına ve mahv ve ispat levhasına..." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Levh: Eşya ve mevcudatın  zaman nehrine girmesi demektir. Yani Allah’ın ilminde plan ve proje  olarak,  ilmi bir vücut ile bekleyen mevcudatın zaman ve mekan boyutuna intikal edip görünmesi ve varlık kazanması demektir.

 Mahv: Zaman sahnesine çıkan eşyanın ve mevcudatın, ölüm ve zeval ile tekrar zaman sahnesinden çekilip gitmesi demektir.

İspat: Zaman sahnesine çıkmak için sırada bekleyen eşyanın tekrar zaman sahnesine çıkıp, manasını göstermesi anlamındadır. Allah’ın ilminde varlık sahnesine çıkmayı  bekleyen diğer mevcudat plan ve projeler şeklinde muntazır bir vaziyettedir.

İşte zaman denilen şey, yani zamanın hakikati bu üç kavramdan müteşekkildir. Üstad Hazretleri buna "Kudret-i İlahi’nin yazar bozar tahtası ve defteri" diyor.

Kainattaki hareket, zaman, değişim ve halden hale geçiş Allah’ın sanat ve eserlerini tazelendirmek ve sıradaki başka eserlere yer açmak içindir. Bir eser kendini ifade ettikten sonra zeval buluyor ki, arkadakine sıra gelsin. Allah’ın ilminde sayısız ve sonsuz tasarımlar ve mümkün mevcutlar vardır. Allah, ilmindeki  bu tasarımları ve mevcutları kainat levhasında zaman ipine asıyor, sonra indirip, başka tasarımları asıyor. Bunun olması için de hareket ve değişim kanunu gereklidir. Bu yüzden varlık alemi akışkan ve halden hale değişkendir.

Mesela, bir sinema şeridinde binlerce görüntü art arda sıralıdır. Bu görüntülerin hepsi birbirinden farklı sahneler içeriyorlar ve her sahnede ayrı bir konu ve manzara işleniyor. Bu şerit üzerindeki farklı görüntülerin sahnelenebilmesi için, şeridin ileri doğru akıp gitmesi gerekir. Yoksa şeride hareket verilmez ise, bir görüntü sahnede durağan olarak kalır, arkasında hazır bekleyen görüntülere yer açmaz ve o görüntüler hebaen mahv olup giderler. İşte bu yüzden film şeridine sürekli hareket verilerek, arkada bekleyen görüntüler sahneleniyor. Bir durağan ve sabit  sahne yerine, binlerce sahneleri sanat alemine hediye ediyor.

İşte bu misaldeki gibi kainat ve zaman bir film şeridi, mevcudat ise birer sahne ve görüntüdür. Hareket ve değişim ise görüntü ve sahneleri perdeye çıkaran bir müteharriktir.

Bu mevcudatın, sahnelendikten sonra gitmesi ve  yerine yenilerinin gelmesi Allah’ın icat ve yaratmasını nurlandırıp tazelendiriyor. Nurlandırmakta şöyle bir ince nükte var, oda şudur; insan durağan bir sahnede ülfet ve ünsiyet hastalığına düşer  ve zamanla o sahnedeki harika unsurlar nazarında adileşir ve  o harika sahne dikkatten düşüp basitleşir. Allah bu ülfet ve ünsiyeti yırtmak için, insanda durağanlık  hastalığının i’tiyad halini almaması için, mevcudatı sürekli hareket ve tazelemek ile cilalıyor. “Lezzet verici bir teceddüd-ü emsaldir.” sözü, kainattaki bu büyük kanuna işaret ediyor ve değişimin, lezzetin kaynağı olduğuna imada bulunuyor. 

Müspet değişimin ve dönüşümün önünde duranların kulakları çınlasın. Kainatın fıtratına ayak diriyorlar.  Halbuki kainatın çarkları çok büyük ve kuvvetli olmasından bütün ayakları un ufak eder. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Âyetü'l-Kübra | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3425 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...