Block title
Block content

"Ve insanlar fıtraten Hâlık'ını pek ciddî severler ve Hâlıkları onları hem sever, hem kendini onlara her vesile ile sevdirir." Bu ifadeye göre kâfirler için durum nedir? Üstad Hazretleri "insanlar" diye genellemiş; "Muvahhidin" olanları mı kastediyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah, mümin kâfir ayrımı yapmadan, kendini sevdirmek için külli bir ihsan ve ikramda bulunuyor; yani Allah’ın kendini mahlukatına sevdirmesi bir âdetullahtır. Kâfir, iman ile bu sevdirmeye karşılık vermediği için, ebedi cezaya mahkum oluyor.

İnsan her ne kadar küfür ve gaflet içinde olmuş olsa da insanın fıtratında insan iradesine tabi olmayan öyle latife ve duygular var ki, bu duygu ve latifeler insan iradesinden bağımsız olarak Allah’ı sever ve Ona perestiş eder.

Allah, kâfir de olsa bu duygu ve latifelere hürmeten ihsan ve ikramını eksiltmez. Yani bu duygu ve latifeler ferd içinde ayrı bir fert gibi mülahaza edilir. Mesela, insandaki mide ve açlık bir duygudur, Allah bu duyguyu tatmin etmek için rızkı veriyor. Allah burada mümin kâfir kıstasına göre değil, midenin fıtri dua ve talebine göre yaratıyor.

Allah’ı sevmek ve Ona perestiş etmek, insanın fıtri bir özelliğidir. İnsan bu özelliğini bazen tevhitte bazen de şirkte tatmin etmeye çalışır. Bu duyguyu şirkte tatmin etmenin cezası da ebedi azaptır. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Münâcât | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 676 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...