"Ve keza, kainatın bütün ecza ve zerratına tecelli eden esma-i ilahiye arasındaki tesanüd, yani birbirine dayanarak tecelli ettikleri temazüç, yani elvan-ı seba gibi birbirine memzuç olarak eşyayı cilvelendirdikleri..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın her bir isim ve sıfatının, ayrı bir hükmü ve ayrı bir tecellisi vardır. Ama hepsi iç içe girift olarak tecelli ederler. Bu yüzden, aynı san’at ve icraatta, her bir isim ve sıfatın hüküm ve tecellisini görmek ve okumak mümkündür.

Üstad Hazretleri, kâinatın gerek sistemlerinde, gerek atomlarında görülen bütün yardımlaşmaların esmâ-i İlâhîye arasındaki tesanütten yani birbirine dayanarak, birbiriyle memzuc olarak tecelli etmelerinden ileri geldiğini beyan ediyor. Bunun bir misâlini kendi varlığımızda şöyle görüyoruz:

Bizim hayatımız Muhyi ismine, görmemiz Basîr ismine, işitmemiz Semi’ ismine, organlarımızın en faydalı şekilde yaratılmaları Hakîm ve Musavvir isimlerine dayanıyor. İşte organlarımız arasındaki bu yardımlaşma, “Hakiki hakaik-i eşya esmâ-i İlâhîyedir.” hükmünce, esmâ arasındaki dayanışmadan ileri geliyor.

Üstad Hazretleri, bu dayanışmayı ışığın yedi rengi arasındaki temazüc olarak açıklıyor. Yani, yedi renk birbiriyle öyle mecz olmuş, aynı gayeye birlikte öyle hizmet ediyorlar ki, sanki bir varlık haline gelmişler ve renkler ortadan kaybolmuş.

Esmâdaki tecelliler de böyle. İlâhî isimler ve sıfatlar adeta birbiriyle mezc olarak bir şeyde birleşmişler. Üstad’ın ifadesiyle:

“Güya hayat tamamiyle hem ilimdir, aynı halde kudrettir, aynı halde de hikmet ve rahmettir. Ve hakeza.” (Sözler)

Elimize hikmet nazarıyla baksak her şeyiyle faydalı ve hikmetli olduğunu görürüz. Sanki hikmet tecessüm etmiş de el olmuş gibi. Aynı ele kudret nazarıyla baksak, ondaki sayısız atomların birer güç kaynağı olduklarını düşünsek, “sanki kudret tecessüm etmiş de el olmuş” deriz.

Cenâb-ı Hakk’ın isimleri, fiilî ve zatî isimler olmak üzere ikiye ayrılıyor. Allah, Ehad, Kadîm, Bâki gibi zatî isimler sayılıdır, ama fiilî isimler bir bakıma sonsuzdur. Ne kadar farklı fiil varsa o kadar da ayrı isim var demektir. Meselâ, bir çiçekte “suret vermek, bezemek, renklendirmek” fiilleri birlikte tecelli ederler ve bunlardan Musavvir, Müzeyyin ve Mülevvin isimleri okunur.

Üstad’ın burada sözünü ettiği esmâ, daha çok, fiilî isimlerdir. Dayanışma ve birlikte tecelli bu isimlerde olur. Zatî isimlerin büyük çoğunluğu eşyada tecelli etmezler. Her şey hâdis ve fani olduğundan Kadîm ve Bâki isimleri eşyada görülmez. Ancak Allah’ın ibkasıyla yani devam ve beka vermesiyle Bâki ismi bir derece tecelli eder.

İsimlerin farklı olması ve farklı tecelli etmesine rağmen, kâinatta tek bir isim tecelli ediyor gibi muazzam bir nizamın, mükemmel bir ahengin olması, isimlerin sahibinin tek ve yekta olduğunun kat’î bir delilidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...