Block title
Block content

"Ve memur-u İlâhî olan o lâtif sulara, o nazik köklere, o ipek gibi damarlara o derece mukavemetsiz ve kasavetsizdir. Güya bir âşık gibi, o lâtif ve güzellerin temasıyla kalbini parçalıyor, yollarında toprak oluyor..." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Meselâ, bir kumandan arş emriyle bir neferi tahrik, bir orduyu tahrik eder. İşte itaat sırrı. Zira herşeyin bir nokta-i kemali ve o noktaya bir meyli var. Muzaaf meyil ihtiyaç, muzaaf ihtiyaç aşk, muzaaf aşk incizaptır. Mâhiyât-ı mümkinatın mutlak kemali, mutlak vücuttur. Hususî kemali, istidadatını bilfiile çıkaran has vücuttur. Bütün kâinatın kün emrine itaati, bir zerre neferin itaati gibidir. Kün emr-i ezelîsine mümkinin itaat ve imtisalinde, meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizap mümteziç, mündemiçtir."(1)  

Allah’ın ezeli yaratma komutu olan “kün fe yükün”e  yani "ol der oluverir" emrine bütün mümkünat  ve mahlukat iştiyak ve aşk derecesinde muti ve itaate hazır bir vaziyette ve mahiyettedir.

Cenab-ı Hak, kainatta, zerrelerden tut ta gezegenlere kadar her şeye bir mükemmellik hedefi koymuştur. Yani varacağı en son ve en mükemmel bir nokta tayin etmiştir. Bu mükemmel noktaya gitmek için, her şeyin mahiyetine bir meyil yaratmış.

Meylin muzaaf hali, yani meylin iki kat artması, ihtiyaç haline dönüşür. Artık o mükemmel noktaya ulaşmak, ihtiyaç oldu.

Muzaaf ihtiyaç, yani ihtiyacın iki katı ise, iştiyak halini alır ve kemal noktaya gitmek iştiyak haline dönüşmüş olur.

İştiyakın iki katı olan incizap, yani bir şeye artık koşmak ve koşturulmak derecesi, o mükemmel noktanın çekim alanına girmiş demektir. Artık, o kemal noktası, seni kendine çeker. Eşyadaki bu incizap, iştiyak, ihtiyaç ve meyil, artık Allah’ın, uyulması gereken fıtri emirleri gibi, eşyanın kemal hedefine gitmesinde bir plan ve program hükmüne geçerler.

Varlık sahasına çıkmamış şeylerin mutlak mükemmel hedefi; öncelikle varlık sahasına çıkmaktır. Varlık sahasına çıkmış olan eşyanın kemal noktası ise, kendine özel kabiliyet ve istidatları kuvveden ve potansiyelden fiile ve pratiğe çıkarmaktır.

İşte, Allah’ın irade sıfatından gelen, mahlukattaki bu meyil, ihtiyaç, iştiyak ve incizap, mahlukatın Allah’a itaat etmesinde bir tetikleyici, bir teşvikçi oluyor. O zaman, bir askerin hareketi için verilen emir, bütün bir ordunun hareketi için de yeterli oluyor. Bütün kainatın ol emriyle vücut bulması ile bir zerrenin vücut bulması, kudret nazarında eşit oluyor.

Bu, ol emrine itaat noktasında kainatta olan meyil, ihtiyaç, iştiyak ve incizap da programın bir parçası oluyor. Tabiri caiz ise, Allah’ın emrine  itaat etmekte  kolaylık sağlıyor. Malum, şevk ve aşk derecesinde bir işe sarılmak ile, zorlamakla  ve gönülsüz bir şekilde iş yapmak arasında çok fark vardır. Allah, kereminden, bütün kainata yapacağı vazifede bir iştiyak ve incizap vermiştir. Onun için, her şey ve her mahluk vazifesinde bir lezzet buluyor.

Aynı mana daha geniş ve daha kemal bir şekilde insanda da mevcuttur. Zira insan mahiyet olarak hem hayatlı, hem ruhlu, hem şuurlu, hem de insaniyet değerine sahip olduğu için, yukarıda zikredilen incizap ve iştiyak insanda daha kamil ve daha geniş bir surette tezahür eder.  

Öyle ise toprak hakikat noktasında  memur-u İlâhî olan o lâtif sulara, o nazik köklere, o ipek gibi damarlara o derece mukavemetsiz ve kasavetsizdir. Güya bir âşık gibi, o lâtif ve güzellerin temasıyla kalbini parçalıyor, yollarında toprak oluyor. Toprağın kalbini parçalaması o şeylerin yollarında toprak olması gibi ifadeler, toprağın  İlahi emre olan şevk ve aşkını temsil eden ifadelerdir. Dolayısı ile edebiyat değil, hakikattir.

(1) bk. Sünuhat, Kur'an'da Mübalağa, Mücazefe Yoktur

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan
Tabi ki edebiyat değildir.Benim kasdım şu misal dek igibi bir soruydu: Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su (Dönüp duran kubbenin rengi su rengi midir, yoksa gözümden akan su devreden kubbeyi mi kaplamıştır, bilemem.) Tecahül-i Arif: Gökyüzünün neden mavi olduğunu bilmemezlikten geliyor. Mübalağa: Gözyaşının gökyüzünü kaplaması. Hüsn-i Talil: Göğe kendi gözyaşlarının renk verdiğini söylemesi. Tenasüp: ‘Göz, aşk, su, saç-; od, dutuş-’ kelimeleri arasında anlam ilgileri vardır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...