Block title
Block content

"Ve o dehşetli cehennem fabrikası, sair vazifeleri içinde, âlem-i vücut kâinatını âlem-i adem pisliklerinden temizlettiriyor. … Bütün vücut âlemleri elhamdülillâh, elhamdülillâh ve bütün adem âlemleri sübhânallah, sübhânallah derken..." İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vücud, varlık; adem ise yokluk mânâsına geliyor. Her varlığın terki, bir yokluğu netice veriyor. Sıhhatin bozulmasına hastalık, doğru olmayana yalan, dürüstlüğün terkine sahtekârlık, imandan mahrum kalmaya küfür, tevhitten sapmaya şirk deniliyor.

Yok iken var olan insanoğlu, kendisini bu varlık nimetine kavuşturan Rabb’inin de var olduğunu anlamış ve böylece, “iman varlığı”na erişmiştir.

Nur Külliyatı'ndan bir cümle:

“Bütün kusurlar ademden ve kabiliyetsizlikten ve tahribden ve vazife yapmamaktan -ki birer ademdirler- ve vücudî olmayan ademî fiillerden geliyor.”(1)

Ademî fiil denilince, yokluğa dayanan, yahut sonu yokluğa çıkan işleri anlıyoruz. Adem-i itimat, “itimatsızlık” demek oluyor; adem-i kifayet ise “yeterli olmama.” dır.

Meselâ, namaz kılmak vücudî bir fiildir, kılmamak ise ademîdir. Namaz kılmamak diye müstakil bir iş yoktur; ama insan namaz kılma fiilini terk ettiğinde bu adem kendiliğinden ortaya çıkmış olur.

Görmek vücut âlemindendir, körlük ise adem. Birisini kör eden insan, adem âlemleri hesabına çalışmış demektir.

Hidayet vücut âlemindendir, dalalet ise adem âleminden. İman ve hidayet ile kalp gözü açılır ve insan sonsuz bir varlığa kavuşur.

Küfür, imanın yokluğu, dalâlet ise hidayetten mahrumiyettir.

Aynı şekilde, ilim “vücuttur”, cehalet ise “adem”. Cehalet ilmin yokluğudur.

Tevhid, yani Allah’ı bir bilmek vücut âlemindendir. Bir insan tevhid hakikatini kabul etmekle ortaya müspet bir inanç koymuş oluyor. Ama şirk ademdir. Allah’ın, şeriki olmadığından ona koşulan şirk de boşlukta kalır, adem âleminden çıkamaz.

Şu var ki, hakikati olmayan bu yanlış inanca birtakım kimseler sahip çıkabilirler. O müşriklerin vücudu vardır, ama “şirkin vücudu” yoktur.

Doğru söylemek vücut âlemindendir, yalan söylemek ise ademî bir fiil. Misalleri çoğaltabiliriz.

Ademin kaynaklarından birisi: Kabiliyetsizlik.

Yumurtada kuzu olma kabiliyeti yoktur. Ve bu ademin neticesi de bir başka ademdir: Yumurtadan kuzu çıkmaması.

Bir diğer kaynak: Tahrip.

Meselâ, insanların ahlâkını tahrip eden yayınlar, adem hesabına çalışırlar. Bu ademin adı, ahlâksızlıktır. Ahlâk vücuttur, bundan mahrumiyet ise adem.

Ademin başka bir kaynağı: Vazife yapmamak. İş görmemek, tembelce yatıp ortaya bir şey koymamak “adem” hesabına geçer.

Üstad hazretleri, Asa-yı Musa adlı eserinde, “Bütün vücud âlemlerinin ‘elhamdülillah, elhamdülillah’ ve bütün adem âlemlerinin de ‘sübhanallah sübhanallah’ ” dediğini kaydeder.

Allah’ın cemal, kemal ve rahmetini gösteren bütün tecelliler karşısında kul, Rabb’ine hamd eder, “elhamdülillah” der. Yani bütün medih ve senaların ancak Allah’a mahsus olduğunu beyan eder.

Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederken de “sübhanallah” der.

Demek oluyor ki, hayır, ihsan, güzellik, kemal, hayat, görme, işitme gibi bütün vücut âlemleri, insanı hamd etmeğe götürürken, noksanlık, bilgisizlik, çirkinlik, görmeme, işitmeme, hayattan mahrum olma gibi bütün adem âlemleri de insana Sübhanallah dedirtir, yani Allah bütün bu ve benzeri noksanlıklardan münezzehtir, mukaddestir.

Peygamberler ve onların yolundan gidenler hep vücut âlemleri namına çalışmışlardır. Günümüz tabiriyle onlar hep “yapıcı” olmuşlardır; “yıkıcı” değil. Zira, tamir vücuttur, tahrip ise ademdir.

Onlar, insanların ruh binalarını, “iman, takva, salih amel ve güzel ahlâk” üzerine kurmak istemişler, şeytanlar ve onların temsilcileri ise küfür, günah, isyan ve ahlâksızlık yolunu tutarak adem âlemlerinde faaliyet göstermişlerdir.

Bu ikinci güruhun akıbeti de aynı eserde şöyle dile getirilir:

“O dehşetli cehennem fabrikası, sair vazifeleri içinde, âlem-i vücud kâinatını âlem-i adem pisliklerinden temizlettiriyor.” (2)

Cehennemde küfür yoktur, zira oraya girenler artık bütün iman hakikatlerine inanmışlardır. Kabri görmüşler, orada azap meleklerini tanımışlar, dirilmeyi yaşamışlar, mahşerde Rablerinin huzurunda hesap vermişler ve işte şimdi bu hesaptan müflis olarak ayrıldıktan sonra azap diyarına girmişlerdir.

Cehennemde şirk de yanmış, kavrulmuş ve yerini tevhide bırakmıştır. Artık cehennemin her ferdi çok iyi bilmektedir ki, Allah’tan başka Mabud, Ondan başka Hâlık ve Mâlik yoktur.

Ahiret ülkesi, iman ve itaat edenlerin mükafat beldesidir; etmeyenlerin de ceza menzili. Cennet vücut âlemlerinin, cehennem ise adem âlemlerinin mahsûlleriyle dolup taşacaktır.

Cennet ehli, “cemal, rahmet, ihsan ve kerem” tecellileriyle mest olacaklar, Cehennem ehli ise Allah’ın kahrını, izzet ve celalini en kâmil mânâsıyla idrak edeceklerdir.

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, On Birinci Şua, On Birinci Mesele.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Birinci Mes'ele | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 5456 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...