"Ve o meyvenin çekirdeği olan insanın kalbi dahi, Sâni'-i Kâinat'ın en münevver ve en câmi' bir âyinesidir." Kalbin kendisinin esma tecellisine ayna oluşunu nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve o meyvenin çekirdeği olan insanın kalbi dahi, Sâni-i Kâinatın en münevver ve en câmi’ bir âyinesidir. İşte şu hikmettendir ki, şu küçücük insan, neşir ve haşir gibi muazzam inkılâplara medar olmuş kâinatın tahrip ve tebdiline sebep olur. Onun muhakemesi için dünya kapısı kapanıp âhiret kapısı açılır."(1)

Kâinatın içinde birbirinden farklı nice âlemler vardır. Bu âlemlerin her birinde Allah’ın isim ve sıfatları tecelli etmektedir. İnsanın kalbi de Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarının tecelligâhıdır.

Mesnevî’de kalbin, insanın çekirdeği olduğu şöyle ifade ediliyor:

“İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlâs altında İslâ­miyetle iska edilmekle, imanla intibaha gelirse, nurânî, misalî âlem-i emirden gelen emir ile öyle bir şecere-i nurânî olarak yeşillenir ki, onun cismânî âlemine ruh olur.”

Nur Küllîyatı’nda insan kalbinin Samed isminin ayinesi olduğu çokça ifade ediliyor. Bilindiği gibi Samed ismi “Her şey O’na muhtaç O ise hiçbir şeye muhtaç değil.” demektir. Mahlûkat içinde ihtiyacı en çok olan insandır. Hayata muhtaç olduğu gibi, o hayatın ihtiyaçları olan görmeye, işitmeye, yürümeye, anlamaya, hıfzetmeye ve sair şeylere de muhtaçtır. Bedene muhtaç olduğu gibi, onun beslenmesi için bütün bir kâinata da muhtaçtır. İnsan kalbi ise kâinatın maddesiyle tatmin olmaz, onun ihtiyacı Rabbini tanımak, O’na iman ve muhabbet etmek, O’nun marifetinde mesafeler kat etmek ve rızasına ermektir.

“Biliniz ki kalbler ancak Allah’ı zikirle mutmain olur.” (Ra’d Sûresi 28) âyet-i kerîmesi de kalbin samed ayinesi olduğuna işaret etmektedir.

Bütün mahlûkat Allah’ı tesbih etmekle birlikte O’nu en iyi tanıyan, en çok seven, mahlûkatını en ileri derecede tefekkür eden, bütün esmâsına en güzel ve en câmi’ ayine olan insan kalbidir.

İnsanın en câmi’ ayine olması şu cümlede en güzel ifadesini bulmuştur:

“Nasıl esmâda bir ism-i âzam var, öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır.” (Sözler)

İnsanın kalbi, kâinatın küçük bir misalidir, nazargâh-ı İlahidir. Bir hadis-i kudsîde şöyle buyrulmuştur:

Ben yere göğe sığmadım, ancak mü'min kulumun kalbine sığdım.”(2)

Çekirdek içindeki ince program itibarı ile nasıl ağacın latif bir fihristesi ise, insanın kalbi de kâinatın latif ve nuranî bir çekirdeği mesabesindedir. Yani kâinat ağaç ise, insanın kalbi bu ağacın çekirdeği gibidir.

“İşte şu hikmettendir ki, şu küçücük insan, neşir ve haşir gibi muazzam inkılâblara medar olmuş" ifadesini de kısaca izah edelim.

Üstadın ifadesiyle, “İnsan ebed için yaratılmıştır ve ebede gidecektir.” Onun istidadı bu dünyaya sığışmıyor. Başta peygamberler olmak üzere insan mahiyetinin verdiği nuranî meyveler ölüm ile hiçliğe atılmayacak, ahiretin yaratılmasıyla o meyveler kendilerine layık mükâfat göreceklerdir. Keza, o ulvi istidadı yanlış kullanarak küfür, şirk ve isyan yolunu tutanlar da ölümle hiçliğe gömülmeyecekler, kendilerine layık cezalara çarptırılacaklardır. Bu konu Haşir Risalesi’nde bütün cihetleriyle ele alınmış ve harika bir şekilde işlenmiştir. Ona havale ederek bu kadarla iktifa ediyoruz.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

(2) bk. El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ II/165; İmam ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, III/14.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...