Block title
Block content

"Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir." cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İman, Sa'd-ı Taftazanî'nin tefsirine göre; 'Cenab-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, cüz-ü ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur.' denilmiştir. Öyleyse, iman, Şems-i Ezelî'den vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede, bütün kâinatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir."(1)

Sağlam bir imanın geçmiş ve geleceği yutması, geçmiş ve geleceğe iman ve Allah adına bakması anlamındadır. Evet, iman her tarafı aydınlatan bir ışık gibidir. İman hem maziyi hem de istikbali kuşatan bir nur, bir ışık gibidir.

İman ve hidayet, insanın iradesi ile kabul ettikten sonra Allah tarafından kalbe indirilen bir nur bir ışıktır. İnsan bu ışık ve nur sayesinde bütün alemler üzerinde tecelli eden Allah’ın isim ve sıfatlarının nakışlarını okur, bu ışık sayesinde kainatın sırlarını keşfeder. Tıpkı karanlık bir mahzende ışıkların yanması ile eşyanın görülmesi ve karanlığın gitmesi gibi, insan küfür ve dalalet karanlığında iken iradesinin sarfından sonra gelen iman ve hidayet nuru ile bütün alemi ve kainatı aydınlanıyor. İşte o alemleri aydınlatan ve kainatı ışıklandıran ve her şeyin sırrını çözdüren şey iman ve hidayettir ki bunları kalbe akıtan ve hakiki fail Allah’tır.

İmanın her şeyi aydınlatması ve her meseleye anahtar olmasının sırrı vahye dayanmasındandır. Yani iman Allah’ın nazarı ve sonsuz ilmi ile olaylara bakmaktan ibarettir. İmanın nuru ve kuvveti Allah’ın ilminden geliyor. İnsan iman sayesinde Allah’ın nazarı ile olaylara bakıyor ve her şeyin içyüzünü keşfediyor. İmanın içi de dışı da halis vahiydir ve kuvvet ve ışığı da oradan geliyor.

Şayet insan şahsi kuvvet ve aklına güvenip "Ben doğruları kendim bulurum, Peygambere ve onun rehberliğine muhtaç değilim." derse, şeytana oyuncak, vehim ve şüphelere binek, korku ve endişelere müptela bir hasta, dağlar kadar yükleri taşımaya mecbur bir duruma düşer. Halbuki insanın böyle ağır yükleri yüklenmeye ne takati ve ne de gücü yoktur. İnsan ancak ve ancak iman ve tevekkül ile mükelleftir.

Allah insanı peygamber ve vahye muhtaç bir şekilde yaratmıştır. Bu yüzden insan iman ve tevekkül ile Allah’ın gönderdiği peygamberlere teslim olmak zorundadır. Yok olmaz ise ağır bir yükün altına girmiş olur. Tıpkı ateş böceğinin cüzi ışığına güvenip güneşe meydan okuduktan sonra zifiri karanlığa mahkum olması gibi... İnsan da cüzi aklına ve  vehmi ilmine güvenip  vahiy güneşinin terbiye ve rehberliğine girmez ise, küfür ve şirk karanlığına mahkum olur. Hem dünya saadetini hem de ahiret saadetini kaybeder. Hem dünyada hem de ukbada çok bela ve sıkıntılara maruz kalır.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi, 3. Ayetin Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: 3. âyetin tefsiri | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1263 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...