"Vefat etmiş insanların ervahı pekçok kesretle vardır ve bizimle münasebettardırlar. Manevi hedayamız onlara gidiyor; onların nurani feyizleri de bize geliyor." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanı insan yapan ruhtur. Ceset, ruh ile kaim olup, onunla hayatını idame ettirir. Ölüm sadece arızî olan cesedi alıp götürüyor; ruh, hayatını daha güzel âlemlerde devam ettiriyor.

Uhrevî âlemlerle, cesedimiz ve içinde bulunduğumuz bu maddî âlem arasında kuvvetli bir münasebet vardır. Üstad'ın ifadesi ile “âlem-i şehadet, yani şu maddî âlem, âlem-i uhrevî ve gaybiyenin üzerinde “tenteneli bir perde” hükmündedir.” Öyle ise iki âlem arasında alışverişlerin olması gayet makuldur.

Biz, vefat edenlerin ruhlarına Kur’an okumak, dua etmek, onlar namına sadaka vermek, hayır ve hasenat yapmak suretiyle manevî hediyeler gönderiyoruz; onlar da bize manevî feyiz ve ilham ile mukabele ediyorlar. Manevî hediyeler, vefat edenlerin ruhlarını rahatlatır.

Elbetteki, bu alış verişin olabilmesi, bazı şartlara bağlıdır. Başta iman ve amel-i salih, sonra Allah’ın inayet ve ikramı şarttır. Zira imansız olarak kabre giren ruhların feyze ve sevaba kabiliyetleri yoktur. Onlar haps-i münferit cezası içindedirler. Bu yüzden sevap ve dua onlara ulaşmaz, ulaştırılmaz.

Ama iman ehli ruhlar ise, her an bu alışverişe kabildirler ve sürekli dua ve sevapların gözcüsüdürler. Hatta bu ruhlar tekemmül etmiş salih ruhlar sınıfından ise, arzlılara feyiz ve nur verebilirler. Onların feyzinden istifade etmek ya yakaza halinde ya da rüya yolu ile onlarla irtibata geçip onlardan ilim öğrenme, manevî destek alma gibi şeyler oluyor.

Peygamber Efendimiz (asm)'in rüya ya da yakaza halinde büyük evliyaları terbiye etmesi, İmam Ali (ra)’ın bütün velilere manevî feyiz ve nur vermesi, Geylanî Hazretlerinin hayatta gibi manevî tasarruf etmesi, el’an Üstad'ın manevî himmet ve feyizleri buna misal olarak verilebilir.

Mesela; Celaleddin-i Suyutî eserine aldığı hadisleri Peygamber Efendimiz (asm)'in mübarek ruhlarına teyit ettirerek almıştır. Hatta bunu yakaza halinde (uyanık bir vaziyette) yapmıştır.

Birçok âlim, müceddid, evliya yakaza ve rüya yolu ile büyük imam ve kutuplardan manevî dersler almışlardır. Üstadımızın İmam-ı Ali (ra) ve Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinden feyiz ve ders alması da buna bir misaldir.

Ölüm insanın ruhunu yok etmiyor; bilakis ruh, ölümle ıtlak kazanıp daha serbest daha kayıtsız, daha parlak vaziyete giriyor. Bu yüzden ölmüş salih insanların hayatta kalanları görmesi ve onlarla alâkadar olmaları ve onlara feyiz göndermeleri gayet normal bir durumdur.

Bu hususa işaret eden çok hadisler mevcuttur, bunlardan bazıları şu şekildedir:

Abdullah b. Mübarek ashabtan Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Dirilerin amelleri ölülere arz olunur. Eğer bir iyilik görürlerse sevinir, birbirlerine müjdelerler; bir kötülük görünce de 'Allah’ım onu ondan geri çevir.' derler."(1)

Kabir ehli, geride bıraktıkları akraba ve arkadaşlarının yaptıkları işlerden haberdar olup, iyi amellerinden ötürü sevinir, kötülüklerine de üzülürler. Mücâhid'in bu hususta şöyle dediği sahih rivayetle gelmiştir:

"Kişi kabrinde kendinden sonra çocuğunun iyilikleri (salahı) ile müjdelenir."(2)

Ayrıca Peygamber Efendimiz (asm)'in kendine getirilen her bir salâvatı işitmesi ve mukabele de bulunması Ehl-i sünnetin kabul ettiği sağlam bir husustur.

Dipnotlar

(1) İbnu'l-Kayyim, s. 17; Suyûti, Büşra'l-Keîb, v. 147 b; Hasan el-'Idvî, s. 74; Rodosîzâde, Ahval-i Âlem-i Berzah, el yazma, İst. Süleymaniye Küt. v. 19 a.

(2) Suyûtî, Şerhu's-Sudûr. v. 53 a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...