VİCDAN

“Akıl tâtil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sânii unutamaz.” Mesnevî-i Nuriye

Her vicdan Allah’ı bilir.

İnanmayan bir insan düşününüz. Bu insan yediği bir meyve için ne tabiata, ne maddeye, ne de bir başka şeye karşı minnettarlık duymaz. Allah’a şükretmese bile başkalarına da etmez. İşte onu başkalarına teşekkürden men eden, onun vicdanıdır. O inançsız adam, vicdanen bilir ki, bütün bu eşya onu tanımazlar ve ona kendi iradeleriyle hizmet etmezler.

İşte bütün bu mânalar, onun vicdanında kelimesiz olarak ve bilemeyeceğimiz bir keyfiyette mevcuttur. Ve onu başkalarına şükretmekten men eder.

Bir diğer misal: Bir insan yatağına girdiğinde rahatça uyuyabiliyorsa, vicdanının Allah’ı bilmesi sayesindedir. Hiçbir insan yoktur ki, "Uyuyacağım ama, ya dünyamız bir gezegene çarparsa.." gibi bir endişe ile yatağında oturup kalsın. Yahut, "uyuyacağım ama, ya damarlarımda tıkanma olursa, kanım pıhtılaşırsa, kalbim durursa..." gibi bir vehme kapılarak uyumaktan vazgeçsin. Her insan vicdanen bilir ki, ne bu beden onun kendi malıdır, ne de şu kâinat. Her ikisini de Allah yaratmıştır ve O idare etmektedir.

İşte bu vicdanî biliş olmasaydı, hiçbir dinsiz bu dünyada bir an olsun rahat nefes alamazdı.

İnsanın vicdanen bildiği hakikatler sayılamayacak kadar çoktur. Bunların en önemli iki maddesi insanın zaaf ve aczidir. İnsan, vicdanı sayesinde, son derece aciz ve muhtaç olduğunu yakinen bilir.

"Her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîm’in barigâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir." Sözler

İnsanın aczi ve fakrı sonsuzdur. Ne göz onun malıdır, ne de gördüğü eşya. Bütün bunlara muhtaçtır ve bunların hiçbirini yapacak güce de sahip değildir.

İşte, inansın veya inanmasın, her insan bu hakikati vicdanen bilir. Yani, "ben aciz ve muhtaç bir varlık mıyım?" diye düşünmesine gerek kalmadan, bu gerçeği iç âleminde yakinen kavrar.
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...