Block title
Block content

"Vicdan" nedir, görevleri nelerdir? "Vicdaniyat" denilince ne anlaşılmalıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vicdan, insanın bozulmamış fıtratını / yaratılışını ifade eder. Kur’an neyi emretmiş veya yasaklamışsa vicdanda bunun tasdikçisi vardır. Mesela, insan vicdanen Yüce Yaratıcı'ya inanma ve Ona sığınma ihtiyacı hisseder. Kur’an da bunu emreder. Vicdan haksız kazançtan rahatsızlık duyar. Kur’an da her türlü haksız kazancı yasaklar.

Ancak hassas bir terazi zamanla bozulabileceği gibi, vicdan da hassasiyetini zamanla kaybedebilir. Söz gelimi günahlar vicdan terazisinin dengesini altüst yapabilir.

Bir insanda vicdan devre dışı kalmışsa, böyle birinin sağlıklı ölçüp biçmesi, sağlıklı değer hükümleri ifade etmesi, sağlıklı değerlendirmeler yapması beklenemez. Kur’an

Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!..” (Mutaffifin, 83/1)

demektedir. Bu ayetin vicdanı bozulanlara da işareti olsa gerektir. Günah, Hz. Peygamber (asv)'in ifadesiyle “kalbi rahatsız eden ve başkalarının bilmesinden hoşlanılmayan şeydir.” İnsan fıtratı günahtan rahatsızlık duyar.

Söz gelimi bir insan devamlı doğru konuşsa vicdanı rahattır. Fakat yalan söylediğinde vicdan tepki verir, hoşnut olmaz. İlk defa yalan söyleyen biri vicdanen rahatsız olur, yüzü kızarır, kan basıncı artar. Fakat bunu alışkanlık haline getirirse, artık vicdan tepki vermez hale gelir.

Vicdanın bu hali ayçiçeği bitkisine benzer. Ayçiçeği devamlı güneşe doğru yönelir. Fakat başı ağırlaştığında sadece yere bakar. Artık güneşi takip edemez. Vicdanın ilk hali bir saç kılını bile tartan kuyumcu terazisi gibi hassas iken, günahlarla laçkalaşmış hali, tonluk ağırlıkları tartan kaba terazilere benzer.

Cenab-ı Hak iyiliğin mükâfatını doğrudan o iyiliğin içinde derc ettiği gibi, kötülüğün cezasını da aynı o kötülük içerisine koymuştur. Faraza, başkasına iyilik yapan biri, bundan mutluluk duyar. Haksızlık yapan ise vicdan azabı çeker. Kul hakkını çiğneyen biri polisin takibinden kurtulsa da vicdanın tepkisinden kurtulamaz. Tabir yerinde ise, vicdan asla affetmez. Bundan dolayıdır ki, başkasına haksızlık yapanlar vicdan azabından kurtulamazlar. Stres, depresyon gibi rahatsızlıklar böylelerinin yakasını bırakmaz.

Kur’an bu gerçeklere işaretle şöyle der:

Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz.”(İsra, 17/7)

Nur Külliyatı'nda vicdan için, “Âlem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı.” şeklinde bir açıklama yer alır. İnsanın bedeni, “şehadet âlemi” denilen şu görünen âlemdeki varlıklardan istifade ettiği gibi, akıl ve kalbi de bu eşyayı yaratan ve ona hizmet ettiren Rabbini, Halıkını bilmek ve bulmakla tatmin olur. Bu cihetle de vicdan, gayb âlemi ile şahadet âleminin “nokta-i iltisakı” yani bir nevi buluşma noktasıdır.

İman ile Rabbine teveccüh eden vicdan, bütün bir şehadet âleminin insana hizmet ettiğinin şuurunda olarak, kâinattaki hadiselerden süzdüğü mânâlarla Rabbini tespih eder, takdis eder, tekbir eder. Bu âlemde insana aczini ve fakrını hissettiren hadiseler karşısında vicdanda tekbir ve tesbih vazifesi devreye girer. İnsana teveccüh eden nice nimetler karşısında ise şükür ve hamd vazifesi ifa edilir.

Vicdaniyat:

Nur Külliyatı'ndan İşârât-ül İ’caz adlı eserde kalbin tarifi yapılırken “mazhar-ı hissiyatı vicdan, ma’kes-i efkârı dimağdır" denilir. Hissiyat iki şubeye ayrılır: Beş duyu dediğimiz zahirî hisler, bir de batınî hisler.

Vicdaniyat, denilince daha çok “batınî hislerle idrak edilebilen şeyler” akla gelir. Batınî hisler, “Kuvve-i akliyye, kuvve-i hayaliyle, kuvve-i vehmiye, kuvve-i hafıza ve hiss-i müşterektir.” Demek oluyor ki, görme, işitme, koklama gibi, “akıl, vehim, hayal...” de ruh için birer bilgi kaynağıdır.

İşte ruhun bu batınî güçlerle bilme cihetine vicdan deniliyor, onlarla bilinen şeylere de vicdaniyat.

Buna göre akıl ve hayal de vicdaniyata giriyor; bunlar da beş duyu ile değil, vicdanen biliniyorlar.

Kader Risalesi'nde, insanın cüz’i irade sahibi olduğunu vicdanen bildiği ifade edilir. Hiç delil getirmeye ve ispat etmeye gerek kalmadan her vicdan bilir ki ben bir işi kendim istiyor ve ona kendi irademle meylediyorum.

İnsanın vicdanen bildiği hakikatler sayılamayacak kadar çoktur. Bunların en önemli iki maddesi insanın zaaf ve aczidir. İnsan, vicdanı sayesinde, sonsuz derece zayıf ve muhtaç olduğunu aklını hiç yormadan ve hafızasını zorlamadan anlayabilir.

İnsanın aczi ve fakrı sonsuzdur. Ne göz onun malıdır, ne de gördüğü eşya. Bütün bunlara muhtaçtır ve bunların hiçbirini yapacak güce de sahip değildir. İşte insan bu hakikati vicdanen bilir. Yani, “Ben aciz ve muhtaç bir varlık mıyım?” diye düşünmesine gerek kalmadan, bu gerçeği iç âleminde yakinen kavrar.

“Her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîm’in barigâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir.”(1)

İnsanoğlu, vicdanının Allah’ı bilmesi sayesinde, ne kâinatı ne de bedenini düşünmeksizin gündüzleri işlerini endişesiz görmekte ve geceleri rahatlıkla uyuyabilmektedir. Akıl gaflet sahralarında dolaşsa bile, vicdan âlemlerin Rabbini bilir ve her şeyin O’nun emri ve idaresi altında olduğunun şuuruyla, ancak O’nun kudretine istinat eder ve yine ancak O’ndan medet diler.

Bu sayede insan, iç ve dış dünyasındaki sonsuz denecek kadar çok faaliyetlerin hiçbirini düşünmeden kendi işine bakar.

Vicdaniyattan olan, yani insanın duyu organlarına muhtaç olmaksızın bildiği bir başka saha da kendi ahlâkî özellikleridir. Meselâ, bir insan kendisindeki tevazu yahut kibir hâlini vicdanen bilir. Merak, endişe, korku, sevgi, şefkat, tereddüt... gibi nice hâller de hep vicdanen bilinirler.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

baybarshan
Maaşallah...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
dr karaman
Allah razı olsun hocamdan....tam öğrenmek istediğim bir anda gösterildi bu yazı...selamün aleyküm...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
şehrayin
Allah razı olsun çok güzel bi yazı çok istifade ettim
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...