Block title
Block content

"Vücudun en kuvvetli mertebesi olan vücubun; ve vücudun en sebatlı derecesi olan maddeden tecerrüdün; ve vücudun zevalden en uzak tavrı olan mekândan münezzehiyetin..." cümlesini açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vücudun en kuvvetli mertebesi olan vücubun: Vücub; varlığı kendinden olup sonradan ve bir başkasından olma gibi arızalı durumlardan münezzeh ve temiz olmak anlamındadır. Yani; Allah’ın varlığı ve zatı, ezeli ve ebedidir, başlangıç ve sondan mukaddes ve mualladır. Ezeli ve ebedi olan bir şeyde, elbette en kuvvetli ve muhtaçsız bir varlık boyutudur. Bütün varlıklar, varlıklarını bu varlığa borçludurlar. Zira, Allah’ın Zatından başka her şeyin varlığı, sonradan ve Allah’ın var etmesi ile varlık kazandılar. Elbette varlığını Allah’a borçlu olan şeyler, varlık noktasında Allah ile kıyas edilemezler.

Vücudun en sebatlı derecesi olan maddeden tecerrüdün: Allah mutlak kemaldedir. Yani; O'nun ulaşacağı veya ulaşması gereken mükemmel bir mertebe ve nokta yoktur. Allah zaten en mükemmel bir haldedir, en mükemmel bir halde olan bir Zatta da sebatlılık ve sabitlik olur. Bu derece kemalde olan Allah’ta; değişim, dönüşüm, başkalaşım gibi maddeye has olan durumlar hasıl olmaz. Madde, mutlak kemalde olmadığı için, sürekli hareket ve terakki halindedir, bu da ancak değişim ve dönüşüm ile mümkündür. Bu yüzden maddede sebat ve kemalden gelen sabitlik manası yoktur. Kader tarafından tayin edilen nihai hedefe ulaşana kadar, madde sürekli hareket ve değişim içindedir. İnsanın bir damla su ile ihtiyarlık arasındaki süreç buna örnektir. Bir subay nihai hedef olan Genel Kurmaylık makamına ulaşana kadar, sürekli terakki ile hareket eder, bir rütbede sebat edip sabit kalamaz. Ama Genel Kurmay, nihai hedefe vasıl olduğu için, onun bir üst makamı kalmadığı için, terakki ve hareket onun için bitmiştir, o makam artık sebatlı ve sabitli bir makamdır. Tabiri yerinde ise; Allah’ın Zatı mutlak kemalde olmasından dolayı, O'nun varlığı sebatlı ve daimidir, hareket ve terakkiden münezzehtir.

Vücudun zevalden en uzak tavrı olan mekândan münezzehiyettedir: Zaman ve mekan, maddenin kabı ve kılıfıdır. Madde için geçerli olan değişim ve dönüşüm, zaman ve mekan için de geçerlidir. Mekan, maddenin mahalli olmasından dolayı, madde kapsamına girer. Madde zevale mahkum olduğuna göre, onun mahalli olan mekan da, zevale yani; yok olmaya mahkumdur. Allah, mekandan münezzeh olduğuna göre, zeval ve fena ona ilişemez, yok olmaktan münezzehtir. Allah’ın Zatından başka her varlık yok olmaya mahkumdur.

Vücudun en sağlam ve tagayyürden ve ademden en mukaddes sıfatı olan vahdetin sahibi olan: Dağılmaya ve bozulmaya en müsait olan şey; terkip ve bileşkenliktir. Yani; bir çok şeyin bir araya gelmesi ile oluşan şeyler, birleştiği gibi dağılmaya da mahkumdur. Mizaç ve tabiatı farklı olan şeylerin, ebedi olarak bitişik kalması, hemhal olması ve dağılmaması imkansızdır.

Yokluğa ve başkalaşmaya en müsait olan varlık; mürekkep varlıklardır. Halbuki Allah’ın Zatı ve vücudu basit (sadelik, yalınlık) ve vahiddir. Yani farklı şeylerin birleşmesi ile hasıl olan bir varlık değildir. Bu sebepten dolayı dağılmak ve bozulmak, O'nun Zat-ı Akdesine ilişemez, besatet (besâtet: basitlik, sadelik, yalınlık) ve vahdet buna müsaade etmez.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...