Block title
Block content

"Ya bütün esbab-ı maddiyeye taksim edilecek, veyahut bütünü birden bir tek zâta verilecektir. Birinci şık muhal olduğu gibi, bu şık vâciptir..." Bu ifadeleri açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"En cüz'î ve en küçük şey, en büyük şey gibi, doğrudan doğruya bütün bu kâinat Hâlıkının kudretinden gelir ve hazinesinden çıkar. Başka surette olamaz. Esbab ise bir perdedir. Çünkü en ehemmiyetsiz ve en küçük zannettiğimiz mahlûklar, bazan san'at ve hilkat cihetinde en büyüğünden daha büyük olur. Sinek, tavuktan san'atça ileri geçmezse de geri de kalmaz. Öyleyse, büyük küçük tefrik edilmeyecek."

 "Ya bütün esbab-ı maddiyeye taksim edilecek, veyahut bütünü birden bir tek zâta verilecektir. Birinci şık muhal olduğu gibi, bu şık vâciptir. Çünkü bir tek zâta, yani, bir Kadîr-i Ezelîye verilse, madem bütün mevcudatın intizamat ve hikmetleriyle vücudu kat'î tahakkuk eden ilmi herşeyi ihata ediyor. Ve madem ilminde her şeyin miktarı taayyün ediyor. Ve madem, bilmüşahede, her vakit hiçten, nihayetsiz suhuletle, nihayetsiz san'atlı masnular vücuda geliyor. Ve madem o Kadîr-i Alîmin, bir kibrit çakar gibi, emr-i kün feyekûn ile, hangi şey olursa olsun icad edebildiğini, hadsiz kuvvetli delillerle çok risalelerde beyan ettiğimiz ve hususan Yirminci Mektup ve Yirmi Üçüncü Lem'anın âhirinde ispat edildiği gibi, hadsiz bir kudreti var. Elbette, bilmüşahede görülen harikulâde suhulet ve kolaylık, o ihata-i ilmiyeden ve azamet-i kudretten geliyor."(1)

Bir işi tek bir zata vermekte nihayetsiz kolaylık varken, aynı işi çok ellere vermekte de nihayetsiz zorluklar vardır. Bu sebeple o işin vuku bulması ancak tek ele tevdi etmekle mümkündür. Mesela bir elmanın yaratılması için kainatın bütün çarklarının ve unsurlarının bir fabrika gibi işlemesi gerekiyor. Bu kainat fabrikasında bir dişli çalışmasa, elma vücut bulamaz. Mesela, güneş olmasa elma olmaz. Öyle ise bir elmanın vücut bulması için bütün kainata ve sebeplere hükmetmek iktiza ediyor.

Burada iki şık var. Birisi tevhit, diğeri şirk. Tevhide göre, bütün bu kainatın tedbir ve dizgini Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretinin elindedir. Allah bu sonsuz sıfatları ile  elmayı yaratırken, bütün kainatı o elmanın oluşumunda istihdam ediyor. Bu mana akla gayet makul ve kolaydır.

Şirke göre ise, bütün kainat ve içindeki sebepler birbirlerine hem hakim hem mahkum, hem cahil hem sonsuz ilim sahibi, hem kudret sahibi hem aciz olmak gerekiyor. Zira elmanın oluşumunda güneş haddi kadar karışırken, su da haddini aşamıyor, öyle ise her bir sebep haddi miktarı kadar müdahil oluyor ki, bu hakimiyet sırrına uygun düşmez, ilim manasına uyum sağlamaz.

Öyle ise bir elmayı sebeplere ve kainata havale etmek gerçekten içinden çıkılmaz bir zorluk taşıyor. Şayet elmayı sebepler yapıyor dersek, bir elmanın oluşması trilyonlarca yıl içinde bir tesadüfe rastlaması gerekir ki, bu imkansızdır. Halbuki biz her mevsimde elmayı rahat ve ucuzca yiyebiliyoruz. Demek tesadüf ve sebepler bu işe müdahil değiller, her şey Allah’ın takdir ve iradesi ile vuku buluyor.

Bir elmanın tadılmasında durum böyle olursa, insanın en büyük talebi olan ebedi yaşama arzusunu sebeplere ya da tesadüfe havale etmek imkansız bir haldir. Halbuki Allah’ın sonsuz ilim ve kudretinde bu dünyanın kapatılıp öbür dünyanın açılması, bir sayfayı sağa sola çevirmek kolaylığındadır. Ama aynı hadise sebeplere ve tesadüfe havale edilse, bir zerre bile yerinden kıpırdamaz. İşte bu sırdandır ki, tevhitte nihayetsiz kolaylık, şirkte ise nihayetsiz zorluk vardır. Tevhit aklen vacip iken, şirk ise aklen muhaldir, yani imkansızdır. 

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, On Birinci Rica.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...