Block title
Block content

"Ya dikkat-i nazar veya tevaggul veya mübaşeret veya san’atın telâkkuhuyla,.." diye devam eden paragrafı açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üçüncü Mesele

"Kelâmın elbise-i fahiresi veyahut cemali ve sureti, üslûp iledir. Yani, kalıb-ı kelâm iledir. Şöyle ki:"

"Ya dikkat-i nazar veya tevaggul veya mübaşeret veya san'atın telâkkuhuyla hayalde tevellüd eden temayülâtın hususiyatından teşekkül eden suretlerden terekküp eden istiare-i temsiliyenin parçaları telâhuk ettiklerinden tenevvür ve teşerrüb ve teşekkül eden üslûp, kelâmın kalıbı olduğu gibi, cemalin mâdeni ve hulel-i fâhirenin destgâhıdır. Güya aklın borazanı denilmeye şayan olan irade ses etmekle, kalbin karanlık köşelerinde yatan mânâlar çıplak, yalın ayak, baş açık olarak çıktıklarından, mahall-i suver olan hayale girerler. O hazinetü'l-hayalde buldukları sureti giyerler. En ekall bir yazmayı sarar. Veya bir pabucu giyer. Lâakal bir nişanla çıkar. Hiç olmazsa bir düğmeyle veya bir kelimeyle, kendinin nerede terbiye olduğunu gösterir."(1)

Kelamın güzelliği ve övünülecek tarafı üslup ve nazımın, yani lafzi kalıpların güzel tercih ve tanzim edilmesi iledir. Bu da ancak söylenecek saha ve alanda derinlik ve uzmanlık ile mümkündür. Yani kişi kelam edeceği alanda yeterince derin ve vakıf değilse kelamı da ona göre sığ ve basit düşer. Demek kelam kuvvetini ilimden ve uzmanlıktan alıyor. Lafız ve cümleleri güzel tanzim etmek iyi bir üslup seçmek yek başına yeterli değildir onu hayatlandıracak bir ruhun da içinde olması gerekir ki bu da ancak ilim, derinlik ve ihata ile olur.  

Mesela, fizik sahasında bir nutuk hazırlanması gerekiyor, bu nutkun güzelliği ve mükemmelliği ancak fizik sahasında uzman ve derinlik ile hazırlanabilir. Yani fizik ilminin inceliklerine vakıf olmayan birisi nutku hazırlarken eksik ve yetersiz hazırlar, bu da muhatapları tatmin ve memnun etmez. Nutkun kalıp ve kelam olarak güzelliği, içeriğindeki zenginliği ve derinliğinden geliyor.

Üstad'ın şu misali buna işaret ediyor:

"... meyhaneye git ve de: 'Ey meyhaneci, kelâm-ı belîğ nedir?' Elbette onun san'atı onu şöyle söylettirecek:

"Kelâm-ı beliğ, ilim denilen çömleklerde pişirilen ve hikmet denilen büyük küplerde duran ve fehim denilen süzgeçle süzülen âb-ı hayat gibi bir mânâyı, zürefa denilen sâkiler döndürüp efkâr içer; esrarda temeşşî etmekle hissiyatı ihtizaza getiren kelâmdır."(2)

Dipnotlar:

(1) bk.  Muhakemat, İkinci Makale (Unsuru'l-Belagat)

(2) bk. age., 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makale, Üçüncü Mesele | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1066 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

ilyas26125
Yukarıdaki izahınızda "aklın borazanı denilmeye şayan olan irade ses etmekle, kalbin karanlık köşelerinde yatan mânâlar çıplak, yalın ayak, baş açık olarak çıktıklarından, mahall-i suver olan hayale girerler" ifadeleri yer almaktadır. Burada irade aklın borazanına benzetilmekle ne kastedilmiştir.?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Borazan hareketin mukaddemesidir irade de hareketin illeti olduğu için irade ile borazan bu noktada benzeşiyorlar.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...