Block title
Block content

"Yağmursuzluk yağmur namazının sadece vaktidir. Yağmur duası ve namazı sadece Allah’ın rızasını kazanmak için eda edilir. Yağmur yağması için değil." Peki biz bela ve musibetlerin gitmesi icin çok kere dua ediyoruz; bunlar ibadet olmuyor mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İstemek, ihtiyaç sahibi olmak, musibet ve sıkıntıların hepsi insanı duaya ve ibadete teşvik ve ihzar eden İlahi taktir ve planlamalardır. İnsanın muhtelif ihtiyaç ve taleplerinin hepsi Allah’ın bir ismine götüren yollar ve gerekçelerdir. Her bir ihtiyaç ve sıkıntı insanı Allah’a götürüyor. Mesela, açlık ihtiyacı insanı Rezzak ismine götürür, hastalık hali Şafi ismine götürür ve hakeza.

Her sıkıntı ve ihtiyaç bir marifet yoludur.

İnsanın bu istemek ve ihtiyaçlar ile donatılmasında asıl maksat Allah’ı tanımak  ve bilmektir. Yoksa maddi ve manevi fayda ve menfaat temin etmek değildir. İbadetin ruhu ve özü bu anlamdadır. Çağımızın insanları maddeci felsefe ile boyandığı için, katıksız ve ivazsız ibadetin manasını anlamakta zorluk çekiyorlar. Dua ve ibadetleri sadece maddi ve manevi ihtiyaçları temin etmek ya da sıradan bir alışveriş hesabı olarak görüyor.

Halbuki iman ve ibadet sırf Allah için olmalıdır. İbadetin illeti, yani yapılış  gerekçesi Allah’ın emridir, neticesi ve menfaati ise Allah’ın rızasını kazanmaktır. İhtiyaç ve sıkıntılar ise, bu ibadetlerin vaktinin bir alameti, bir işaretidir. Meseleye böyle bakmak gerekiyor. Bu bakış açısı ise ancak tahkiki iman ile mümkün oluyor.

Mesela yağmursuzluk, yağmur duasının bir vaktidir. Yağmur duası, yağmuru yağdırmak için yapılmaz. Yağmurun ne zaman yağacağını Allah en güzel şekli ile bilir, bizim onu düşünmemiz ve onun ile tasalanmamız abestir.

Allah bizim talep ve isteklerimizle kainatı tedbir ve tasarruf etmiyor. Allah yağmuru nasıl olsa bir şekilde verir. Biz işin bu tarafında değil, o yağmursuzluk vaktinin yağmur duası ile geçirilmesi gerektiği üstünde durmamız icap ediyor. İşte ihlas ve ibadetin püf noktası burasıdır. Kainatın mühendisi bizim istek ve taleplerimiz değil, Allah’ın hikmet ve iradesidir. Bizim istek ve taleplerimiz sadece Allah’a vasıl olmamızda bir bahane, bir sebeptir.   

Kavli duada insan, acizliğini ve fakirliğini idrak edip, aciz ve fakir olmayan bir yaratıcının olduğunu fark ederek ona dayanır ve ondan yardım ister. 

"Cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 51/56)

ayetine tam mazhar olur. Kavli duanın esası ve temeli budur.

Duadaki asıl mana ibadet ve izharı acziyet olunca, netice ve cevap kısmı fazla bir önem arz etmez. Bu yüzden insan, "Nasıl olsa Allah duamı farklı mülahazalar çerçevesinde kabul ediyor, benim dua etmem abestir." diyemez. Dua neticeyi elde etmek için değil, ibadet etmek içindir. Hem bizim için başka hikmetler gaybidir. Biz gaybi bir şeye göre hareket edemeyiz. Bu yüzden genel anlamda böyle bir değerlendirme ile duayı, havanda su dövmek şeklinde anlamak şeytanın garip bir aldatmacasıdır. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...