Block title
Block content

"Yalnız biz tanzim ettik. O tanzimden hârika bir tevafuk tezahür etti. Yazdığımız Kur'anın parçalarını bir kısım ehl-i kalb görmüş, Levh-i Mahfuz hattına yakın olduğunu kabul etmişler." İzah eder misiniz, muarızların bu konudaki ithamlarına nasıl cevap vermeliyiz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an sağı solu, altı üstü, başı sonu mucizelerle donatılmış İlahi bir kitaptır. Bu mucizelerin kimisi çok açık seçik bir şekilde insanlar tarafından gözlemlenebilirken, kimisi de ilmi bir bakış, kalbi bir basiret ile görülebiliyor.

Kur’an nasıl edebi ve nazım açısından onlarca mucizeyi havi ise, görsel ve işitsel mucizeleri de havidir. Tevafuk, görsel anlamda bir Kur’an mucizesidir.

Tevafuk, iki şeyin birbirine simetrik anlamda uygun ve denk gelmesine denir. Özellikle tesadüf ihtimali olmayan ve arkasında İlâhî bir kasıt ve iradenin varlığı hissedilen simetrik, denk gelmelere tevafuk denir.

Simetrik, aralarında ya da parçaları arasında bakışım bulunan, bakışık, bakışımlı iki ya da daha çok şeylere denir.

Kur’an'da, Allah’ın isimleri arasında simetrik bir tevafuk bulunuyor. Tevafuklu Kur’an'da, bu denk düşen isim ve sıfatlar renkli baskılar ile görsel hale getirilmiştir.

Tevafuk mucizesinin en önemli ayağı yazım ve dizilim ölçüsüdür. Ayet ve sure sayısı zaten her Kur’an'da aynıdır, değişmez; ama yazım ve dizilim baskılarda farklılık arz edebilir.

"Normal Kur’an", "Tevafuklu Kur’an" diye ayrıma gitmek doğru bir ayırım değil; zira her Kur’an'da o tevafuk noktaları mevcuttur. Lakin basımevleri ya da hattatlar o noktaları göremedikleri için ya da tam isabet edemedikleri için, o tevafuk noktalarını Kur’an üstünde gösteremiyorlar.

Üstad'ın manevi himmeti ve yardımı ile bu noktalar, bu zamanda yazdırılana kadar, geçmişte böyle bir çalışma olmamıştır. Bu sebeple bu tevafuk noktaları şimdiye dek avama gizli kalmış denilebilir. İbn-i Arabi nasıl ayetlerden kimsenin göremediği gaybi şeyleri keşfetmiş ise, Üstadımız da bu zamanda avamın istifade etmesi için tevafuklu Kur’an’ı keşfetmiş denilebilir.

Bediüzzaman Hazretlerinin kader konusu bağlamında, Nur Külliyatı'nda çokça mevzubahis ettiği İmam-ı Mübin, Kitab-ı Mübin, levh-i mahv ve isbat, levh-i ezeli gibi meselelerden, bir diğeri de levh-i mahfuz ve levh-i mahfuz hattına dair beyanatlarıdır.

Burada söz konusu olan levh-i mahfuz hattına dair şöylece bazı izah ve değerlendirmelerde bulunulabilir:

1. “Yalnız biz tanzim ettik. O tanzimden hârika bir tevafuk tezahür etti.”
Üstadımız burada Kur’an cüzleri üzerine bir tanzim ve yapılan tanzimin neticesi olarak ortaya çıkan harika bir tevafuku nazarımıza vermektedir. 

2. Mevzu ile alakalı olarak, Üstad Hazretleri kendisi başta olmak üzere, tevafuklu Kur’an'ın yazılması ve tanzim edilmesi işinde kimlerin rol aldığını ise Nur Külliyatı'nda şöyle ifade etmiştir:

“Risale-i Nur Gül fabrikasının serkâtibi gibi kahraman kardeşlerin ve şakirdlerin fevkalâde gayretleriyle Asr-ı saadet'ten beri böyle hârika bir surette mu'cizeli olarak yazılmasına hiç kimse kadir olmadığı halde Risale-i Nur'un kahraman bir kâtibi olan Hüsrev'e 'Yaz!..' emir buyurulmasıyla, Levh-i Mahfuz'daki yazılan Kur'an gibi yazılması...”(1)

3. “Levh-i Mahfuz” olarak tesmiye edilen kader kitabının bir parça mahiyeti hakkında,  Üstadımızın ifadesiyle; “Kâinatı, eczaları adedince risaleler içinde bulunan bir kitab-ı kebir hükmüne getiren ve Levh-i Mahfuz'un defterleri olan İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin'de bütün mevcudatın bütün sergüzeştlerini kaydedip yazan ve umum çekirdeklerde umum ağaçlarının fihristlerini ve proğramlarını ve zîşuurun başlarında bütün kuvve-i hâfızalarda, sahiblerinin tarihçe-i hayatlarını yanlışsız, muntazaman yazdıran ilminin herşeye ihatasına…”(2) şeklinde bir izah getirilmiştir.

4. “Yazdığımız Kur'anın parçalarını bir kısım ehl-i kalb görmüş, Levh-i Mahfuz hattına yakın olduğunu kabul etmişler.”(3)

Bu cümlede “levh-i mahfuz hattına” vurgu yapılmak suretiyle; Üstadımızın himmetiyle tanzim edilen tevafuklu Kur’an hattının, levh-i mahfuzun hattına yakın olduğu noktası beyan etmiştir.

5. “...İnsanların kâinatı alâkadar eden amellerini yazdırmasın ve mücazat ve mükâfat için fiillerini kaydettirmesin ve seyyiat ve hasenatlarını kaderin levhalarında yazmasın? Hâşâ, kaderin levh-i mahfuzunda yazılan harfleri adedince hâşâ!”(4)

Levh-i mahfuzun nümunecikleri olan beşerin kuva-yı hâfızalarında ve sair maddî ve manevî in'ikas âyinelerinde kaydedilip, yazdırıldığı gibi, kaderin Levh-i mahfuzunda da bir kayıt ve “kaleme alma” ve “yazdırma” fiili söz konusudur.

Kaderin levh-i mahfuz defterlerinde keleme alınıp yazılan harflerin hakiki mahiyetleri ile keyfiyetlerini bilemememiz, böyle bir “yazdırma” fiilinin olmadığı yahut olmayacağı anlamına gelmez.

İşte Üstad Hazretleri, “yazdırma” fiilinin mevcudiyeti ile vücuda gelmesi noktasında yukarıda beyan ettiği açıklamalarında geçtiği üzere, “...kaderin levhalarında yazmasın?” şeklinde kesin bir sorgulama ifadesi ile mezkur meselemize vazıh bir delil getirmiştir.

6. “yazdırma” fiilinin söz konusu olduğu bir işte, elbette kaleme alınıp yazılacak yazıların gözle görünen bir şekli şemali olacağı muhakkaktır.

Aynen bunun gibi, kaderin levh-i mahfuzunda yazılmış (levh-i mahfuz-u a'zam) ve yazar, ifade eder, sonra bozar tahtası suretindeki (levh-i mahv ve isbat) maddi ve manevi yazılarının da bir tarz-ı hattı, şekli ve şablonu olması muktezayı hikmet olsa gerektir.

Dolayısıyla, Rabbimizin levh-i mahfuz defterlerinde kaleme aldığı, bizce hakiki mahiyetleri meçhul olan maddi ve manevi kader programı yazıları ve bunlara ait hattın; maddi bir tezahürü olarak, maddi bir görüntüsünün bir kısım ehl-i kalbe görülmesini akıldan uzak görmemek gerektir.

Ahir zamanın bu dehşetli hengâmesinde, başta Bediüzzaman Hazretleri başta olmak üzere bazı ehl-i kalb zatlara; bir teselli yahut bir müjde olmak suretiyle, gayb âleminden, kader levhasından bir sayfadaki yazılara ait hattın görünmesini istib’ad etmemeyi akıl, kalb ve vicdan şiddetle ihtar ve icbar etmektedir, ehl-i iman ve insafa... 

Elhasıl: Madem Risale-i Nur, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın bu asırda bir mu'cize-i maneviyesi olmakla birlikte, en yüksek ve parlak bir tefsiridir. Elbette Kur'an-ı Hakîm'in mu'cize-i maneviyesinden neş'et edip çıkan her bir Nur Risalesi ve Risale-i Nur'la imanlarını kurtaran milyonlarca kimselerin şehadetiyle ilan ve tasdik ederiz ki; Risale-i Nur'un,  âlem-i gayba ait olan bahislerinde dahi, âlem-i şehadetteki bahisleri gibi, ayn-ı hakaik olmakla birlikte, içerisinde asla hilaf bulunmamıştır.

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, On Birinci Şua, On Birinci Mesele.
(2) bk. age., Üçüncü Şua (Münacat)
(3) bk. Mektubat, Fihrist, 29.Mektup, 3.Risale.
(4) bk. Şualar, On Birinci Şua, Dokuzuncu Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İçerik ve Külliyat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 362 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...