Block title
Block content

"Yani, kendi cemâlini iki vech ile görmek; biri muhtelif âyinelerde bizzat müşahede etmek, diğeri müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesiyle müşahede etmek ister." Neden sonsuz kemalat müşahede ister?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, nasıl kendi güzelliğini görmek ve göstermekten bir keyif ve lezzet alırsa, aynı şekilde -ama kudsi olarak- Allah da zatı akdesine münasip bir keyfiyette, kendi sonsuz kemal ve cemalini görmek ve göstermekten bir mukaddes keyif ve lezzet alır. Bu Allah’ın şuunatıdır; yani İlahi bir keyfiyetidir. Bu keyfiyet sayesinde kainatta bir hareket ve faaliyet vardır.

Şuunat-ı İlahiye: Şuunat, şe’nin çoğulu. Şe’n için Türkçemiz de tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak “şan, hal, tavır, kabiliyet” deniliyor.

Hâlık (yaratıcı) Allah’ın bir ismidir. Hâlıkıyet ise şe’nidir. Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek diledi mi bu dilemeyi, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takib ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor.

Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi. Rab, yâni terbiye edici. Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni.

Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde her birinin şuunât-ı ilâhiyyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır.

Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’ndir. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için “mukaddes” kelimesi kullanılır. Allah da kulunun ibadetinden memnun olur; ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için “memnuniyet-i mukaddese” tabiri kullanılıyor. Bunlar da şuunat-ı İlahiyedendirler. Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir lezzet-i mukaddesesi vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.

“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır” hakikatından hareket ederek, kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın herbir fiilini icra etmekte, herbir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir.

Risale-i Nur'da geçen şu ifadeler nasıl bakmamız gerektiğine işaret ediyor:

“İşte bu en yüksek makam-ı mahbubiyeti, Süleyman Efendi, "Ben sana âşık olmuşum" tabiriyle beyan etmiştir. Şu tabir bir mirsad-ı tefekkürdür, gayet uzaktan uzağa bu hakikate bir işarettir. Bununla beraber, madem bu tabir şe'n-i rububiyete münasip olmayan mânâyı hatıra getiriyor; en iyisi, şu tabir yerine "Ben senden razı olmuşum" denilmeli."(1)

Özet olarak, sonsuz cemal ve kemalin müşahede edilme isteği Allah’ın bir şuunatı ve İlahi bir keyfiyetidir. Halıka ait bir vasfı mahlukun anlaması ve idrak etmesi çok zordur. Bu tabirlere intikal zor ve biraz da riskli olması, konuyu daha fazla açmamıza müsaade etmiyor.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, İkinci Zeyl

İlave cevaplar için tıklayınız:

Allah  (cc) sonsuz cemal ve kemalini görmek ve göstermek istedi; İlahi tercihi ile mevcudatı yarattı.

Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrının açıklaması...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Metinyksl
Allah ın c.c. yaptıklarının bir hikmetide lezzet i mukaddese dersek bize " Allah egoist mi o zaman" diyorlar ? Haşa
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Kibir insanda çirkin Allah'ta güzel duran bir haslettir. Çünkü kibri çirkin kılan şey sahip olmadığı bir kemal ile övünmektir. Kemal de cemalde zaten Allah'ın neden onunla övünmesi çirkin olsun ki.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...