Yedinci Sûret'in haşiyesinde Levh-i Mahfuz'da ve onların numuneleri olan tohumlar, çekirdekler, nutfeler ve hafızalarda her şeyin yazıldığı, muhafaza edildiği vurgulanıyor. "Muhafaza, yazı, sûret ve kâlem" kelimelerinden ne anlamalıyız; yazı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ezelden ebede kadar her şey Allah’ın ilmindedir. Yine ezelden ebede her şey Allah’ın irade ve kudretiyle yaratılır. Şu kâinat Allah’ın kudretine ayna olduğu ve onu gösterdiği gibi Levh-i Mahfuz da O’nun ilmine ve hafîziyetine aynadır. Kâinatı yaratmak Allah’a mahsus bir mu’cize olduğu gibi, onda cereyan eden ve edecek her şeyi kaydetmek de O’nun ayrı bir mu’cizesidir.

Bu büyük mu’cizenin küçük misalleriyle yeryüzündeki mahlûklar adeta dolup taşmaktadır. Bir meyve ağacının plan ve programını bütün çekirdeklerine yerleştirmek, hayretle tefekkür edilmesi gereken büyük bir hâdisedir. Aynı şekilde bütün kuşların ve balıkların planları yumurtalarında yazılmakta, insanlar ve diğer birçok canlıların nutfeleri de onlardan çıkacak mahlûkun bütün özelliklerini şifre olarak taşımaktadır.

İnsanın, diğer canlılardan ayrılan, çok önemli bir yanı vardır. Onun beden yapısı nutfede hülâsa olarak yazılmakla birlikte, cüz’î iradesini hayır veya şerde kullanarak işlediği ameller de Levh-i Mahfuz'un en güzel misali olan hafızasında kaydedilir.

Nutfeler neslin devamına hizmet ettikleri gibi, hâfızalar da mahşer meydanındaki büyük muhasebede birer senet olacaklardır.

İnsan son nefesine kadar iyi veya kötü işler yapabilmektedir. Bu hal gösteriyor ki, hafıza ölüm ötesi içindir.

Çekirdeklerde, tohumlarda ve hafızalardaki kayedilmenin mahiyetine gelince, bu konuda Nur Külliyatındaki şu ifadeler bize ışık tutar:

“Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ı mahlûkata benzemediği gibi ef’ali de benzemiyor.”

Arının zatı örümceğe benzemediği gibi, bal vermesi de ipek örmeye benzemez.

Kendi vücudumuza dönelim. Gözümüz kulağımıza benzemediği gibi, görme de işitmeye benzemez.

Cenâb-ı Hak, bütün varlıklara ayrı ayrı zatlar vermiş, ayrı husûsiyetler takmış ve ayrı vazifeler yüklemiştir. Allah’ın zatı, yarattığı hiçbir varlığın zatına benzemediği gibi fiilleri, işleri de mahlûkatınkine benzemez.

Bu fiillerden birisi de “hıfz etme, muhafaza etme, mahlûkun bütün özelliklerini genetik şifrelerde yazma” fiilidir.

Allah bir ağacın bütün yaptıklarını çekirdeğinde özetler. Biz de okuduğumuz bir kitabın özetini çıkarırız. Bizim özetimizde kitabın bütün ayrıntıları yoktur. Onu bir başkasına okutsak, kitaptaki bilgilerin büyük kısmından mahrum kalır.

Levh-i Mahfuz'a, “bütün tohumlar, çekirdekler, nutfeler” ayna olmakla birlikte, bu konuda da en güzel misal “ahsen-i takvimde” yaratılan insanın hfızasıdır. Hafızada her şey kaydedilir, fakat bizim yazı ile kaydetmemiz gibi değil.

Nur Külliyatı'nda mahlûkatın kalem-i kudretle yazıldığı çokça zikredilir. Burada kudretin icraatı kalemle yazmaya benzetilmiştir. Mahlûkat Allah’ın bir sıfatı olan ‘kudret’le yazıldığı gibi, onların bütün halleri ve işleri de diğer bir İlâhî sıfat olan ‘ilim’ ile bilinmekte ve kaydedilmektedir.

“Çamın gayet küçük bir tohumunda koca çam ağacının fihristesini ve mukadderatını yazan kalem, elbette semavatı yıldızlarla yazan kalem olabilir.” (Lem'alar 30.lema 5. Nükte)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

BatıpGidenleriSevmem
On beşinci notada; ism-i Hafîzin tecellisi şeklinde bu konuya yer verilmiştir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...