"Yetmiş Bin Perde" hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir hadis-i şerifte, “Cenab-ı Hakk’ın, yetmiş bin perde arkasında olduğu” haber verilir.

Üstat Bediüzzaman Hazretleri yetmiş bin perdenin; “Berzah-ı esmâ ve tecelli-i sıfat ve ef’al ve tabakat-ı mevcudat” olduğunu ifade eder.

Bir başka bahiste ise, Cenâb-ı Hakk’ın; “Huzur-u kibriyasına perdesiz girmek istenilse, zulmanî ve nuranî, yani maddî ve ekvanî ve esmâî ve sıfatî yetmiş binler hicabdan geçmek” gerektiği vurgulanır.

“Maddî ve ekvanî” denilen zulmanî perdeler şu gördüğümüz madde âlemidir; bunlar bir önceki vecizede; “tabakat-ı mevcudat” şeklinde ifade edilmişlerdir. Nuranî perdeler için “esmâî ve sıfatî” denilmiştir. Bu perdeler, İlâhî isimlerin ve sıfatların farklı mertebelerdeki tecellileridir ve yine bir önceki vecizede; “berzah-ı esmâ ve tecelli-i sıfat ve ef’al” olarak kaydedilmiştir.

Tabakat-ı mevcudattan bir misâl:

Kâinatta sergilenen sonsuz eserlerden hangisine baksak, Allah’ın o eserde tecelli eden ilim ve hikmetini, kudret ve kemâlini hayretle seyrederiz. Ve çok iyi biliriz ki bu hayret, olması gerekenin sonsuzda biri kadardır. Çünkü biz ancak bir-iki konuda mütehassıs olabiliriz. Halbuki bu âlemde her saha ayrı bir ilim dalı olarak karşımıza çıkar. Ve yine biz, bu sonsuz eserlerden sadece o anda gördüğümüz veya düşündüğümüz bir eseri inceleriz. Bütün bir âlem ve sonsuz eserler bizim nazarımız dışında kalırlar.

Her gün seyrettiğimiz çiçeklerle bile aramızda nice perdeler var. Biz sadece ilk perdeye bakıyor, birkaç çiçeğin şekline, rengine hayran oluyoruz. Hâlbuki bir botanik âlimi için bir tek çiçeğin bile her bir özelliği ayrı bir tefekkür penceresidir, ama bu pencereler bize kapalıdır.

Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’inde insan ve kâinat hakkında birçok tefekkür levhaları sergiliyor. Şu var ki, yıldızları birer nokta, güneşi bir lamba kadar gören şu gözlerimiz, kâinatın tümünü seyredebilmekten ne kadar aciz ise, aklımız da bu âlemi ve içindekileri anlama hususunda en az o kadar yetersizdir.

Berzah-ı esmâya bir misâl:

Soframıza dizdiğimiz nimetlerde Allah’ın Rezzâk ismini çok küçük bir perdede okuyabiliriz. O anda üç dört nimeti, yine üç dört kişi yemektedir. Şehrimizdeki yüz binlerce insanı, sofraları başında hayal etsek, Rezzâk ismini daha geniş bir perdede seyretme imkânı buluruz.

Bu yüz binleri, milyarlara taşıyalım. İnsanlık âlemine, bir milyonu aşkın hayvan türünü de ilave edelim. İçinde bulunduğumuz zamanı genişletelim; geçmiş asırları düşünelim, gelecek nesillere nazar edelim. Her defasında bu İlâhî ismin tecellilerini daha geniş bir dairede temaşa etmiş oluruz.

Rezzak ismi gibi bütün isimlerin de böyle en küçük daireden, en geniş dairelere kadar nice perdeleri, nice tecellileri var.

Bütün bu daireler; “berzah-ı esmâ” ifadesiyle bize ders veriliyor.

İşte mi’rac mucizesiyle bu tecellilerin tümü seyredilmiş, İlâhî sıfat ve fiillerin bütün icraatları müşahede edilmiş ve mevcudat tabakalarının tamamı çok gerilerde bırakıldıktan sonra, bütün bu mülk âleminin yegâne Maliki, tek Hâlıkı ve Hâkimi olan Cenâb-ı Hakk’ın rü’yetine mazhar olunmuştur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...