Block title
Block content

Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Birinci Vechi izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu Birinci Becih

a) Avama,
b) Kaderi öz ve özet olarak anlamak isteyene, 
c) Bu hususta meslek sahibi olmayana, 
d) Teslimiyeti ve imanı kavi olana,
e) Davada mücadele ve mücahede ruhu olmayana, 
f) Taklidi imanla iktifa edenlere, 
g) Meselenin tefekkür ve tezekkür alanında istifade ve istifaze noktasında hahişger olmayanlara, 
ğ) Azla iktifa edip tetkik ve tahkik ihtiyacı hissetmeyenlere;

Kısa, mücmel, genel ve en suhuletli ve süratli bir metot ve cevaptır.

Ehl-i imanın yüzde sekseni bu cevaptan kafi miktarda hissesini alarak, kader mevzuunu azami olarak halletmiş olur. Çünkü bu cevapta kaderin ilmi ve tetkike medar teknik boyutu ve marifet muhtevasından ziyade, Cenab-ı Hakka hakiki imanın nurundan ve kuvvetinden istifade ederek, kadere yaklaşma ve izaha yönelik bir cevap olduğundan, çoğunluk ve ekseriyet bununla tatmin olup istifade edebilir.

Burada üstadımız Cenab-ı Hakk'ın sıfat ve esmasından ve oların tezahüratından ortaya çıkan ef’al ve ahvalle ilgili müşahedatı nazara vererek, avamın kolay anlayacağı bir kader ilmi ve iman mantığı ortaya koymaktadır.

Çünkü kainatta herkesin açık ve net, delilsiz ve ispatsız ve suhuletle müşahede edip görebildiği iki hakikat vardır. Bunun bir tanesi intizam ve diğeri de mizandır.

Kainatta her şey de bir intizam ve hikmetli olacak tarzda ölçülü bir yaratma ve halk etme herkesçe malumdur. Mahlukattaki bu intizam ve mizan Cenab-ı Hakk'ın hikmetinden ve adaletinden gelen bir hakikattir. Bu ef’al ve şuunat, dünyada dahi Cenab-ı Hakk'ın adil ve hakîm olduğunu gösterir.

Yani sebeplerle mebzul ve imtihan alemi olan bu mükevvenatta, her şey de bir adalet mekanizması işlediğine göre, ayrıca her şeyde neticeli, faydalı ve hayırlı işler ve fiiller Cenab-ı Hakk'ın -haşa- abesle iştigal etmeyip her şeyi hikmetle yarattığını ve sevk ve idare ettiğini gösteriyor.

O halde dünyada her şeyde hikmet ve adaletini gösteren ve cereyan ettiren Adil-i Hakim, ukbada yani ahirette insanların bir kısmını cennete ve bir kısmını da cehenneme gönderecek ise, burada adalet ve hikmeti şunu icab ettirir ki; insanlar kendi iradeleri ile bu neticelerin tahakkukuna ve vukuuna vesile olmaları lazımdır ki; adalet ve hikmet inkar edilmesin, ukbada da dünyada olduğu gibi tezahüratı devam etsin.

Zira o irade-i cüz'iye olmadan insanların akıbetlerini ahirette farklılığı hikmetsiz ve adaletsiz olmuş olur. O zaman zulüm irtikab edilmiş olur.

Bakınız; Allah'a sıfat ve esması itibariyle doğru iman eden bir mü’min, kader meselesini Cenab-ı Hakk'ın Adil ve Hakîm isminden veya vasfından çok rahat çözebilir.

En kısa yoldan bu anlamda Allah’a ve İslam'a teslimiyeti olan bir mü’min “Kâinatın her tarafında, büyüğünden küçüğüne, azından çoğuna her şeyde adaletsiz ve hikmetsiz iş yapmayan Allah, ahirette bana takdir ve tensib ettiği akıbetim ne olursa olsun bunda da mutlaka bir hikmet ve adaleti vardır." der. Bunun derinlemesine tetkikinden aciz dahi olsa, Allah’a imandan gelen teslimiyet, kadere bir bakış açısı temin eder ve o mümini kader ile ilgili şüpheden o teslimiyet kurtarır. 

Burada da imanın altı rüknünün tecezzi kabul etmez bir külli olduğu anlaşılmaktadır. Yani Allah’a doğru iman, kadere de doğru imanı hem icab ettirir hem de ispat eder.

Burada Cenab-ı Hakk'ın hakkımızdaki kaderi ve takdiri ile irade-i cüz’iyenin birbirini ikmal ettiği ve  muvafakat arz ettiği ortaya çıkıyor. Yani birbirine tezat teşkil etmiyor. Bu uygunluk ve muvafakat, Allah'a imanın teslimiyetinin sonucunda, mü’minin vicdani bir yaklaşımıdır. 

Bu uygunluğun ilmi olarak mahiyetinin bilinmemesi vicdani yaklaşımı iptal etmez. Çünkü bir şeyi bilmek onu mahiyetini de kavramak anlamına gelmez. Zira bizler ekseriyetle, varlığını bildiğimiz ve kabul ettiğimiz hiçbir şeyin hemen hemen mahiyetini bilmeyiz. Fakat mahiyetini bilmediğimiz bu varlıkları da kesinlikle inkar etmeyiz.

Mesela, aklımızı biliriz, ama kesinlikle mahiyetini bilemeyiz. Ruhumuzu biliriz, fakat mahiyetinden cahilizdir. Limonun tadını biliriz, ama mahiyetini bilemeyiz. Elektriği, ısıyı, yer çekimini v.s. gibi varlıkları kesinlikle bildiğimiz halde, hiçbirinin mahiyetini tam olarak idrak edip anlayamayız. O zaman bunlar hakkında şüpheye düşüp, tereddüde girip inkar etmemiz mi lazımdır?

Aynen bunun gibi, her bir insan kendisinde mahiyetini bilemeyip anlatamadığı bir iradenin varlığını vicdanen bilir ve kabullenir. Bir mü’min bu anlamda irade-i cüz’iyesinin varlığını vicdanen bilip kabullendiği gibi; bu irade-i cüz'iyenin, Allah’ın kader ve planı ile nasıl tevafuk ve uygunluk arz edip birbirlerini kuvvetlendirdiğini ve tekzip etmediğinin mahiyet ve keyfiyetini bilmemesi, bu ikisinin birbirini teyit etmediğini ve birbirine uygun düşmediğini iddia edemez.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mebhas, Birinci Vecih | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 842 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...