Block title
Block content

Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Üçüncü Esas'daki Altıncı Temsilin açıklamasını yapar mısnız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Altıncı temsil: İtaat sırrını gösterir. Meselâ, bir kumandan, 'Arş' emriyle bir neferi tahrik ettiği gibi, aynı emirle bir orduyu tahrik eder."

"Şu temsil-i itaat sırrının hakikati şudur ki:

Kâinatta, bittecrübe, her şeyin bir nokta-i kemâli vardır.

O şeyin, o noktaya bir meyli vardır.
Muzaaf meyil, ihtiyaç olur.
Muzaaf ihtiyaç, iştiyak olur.
Muzaaf iştiyak, incizap olur."

"Ve incizap, iştiyak, ihtiyaç, meyil, Cenâb-ı Hakk'ın evâmir-i tekvîniyesinin, mahiyet-i eşya tarafından birer habbe ve nüve-i imtisalidirler."

"Mümkinat mahiyetlerinin mutlak kemâli, mutlak vücuttur. Hususî kemâli, istidatlarını kuvveden fiile çıkaran, ona mahsus bir vücuttur."

"İşte, bütün kâinatın kün emrine itaati, birtek nefer hükmünde olan bir zerrenin itaati gibidir. İrade-i ezeliyeden gelen kün emr-i ezelîsine mümkinatın itaati ve imtisalinde yine iradenin tecellîsi olan meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizap, birden, beraber mündemiçtir."

"Lâtif su, nazik bir meyille incimad emrini aldığı vakit demiri parçalaması, itaat sırrının kuvvetini gösterir."(1)

İtaat sırrı: Bir orduda bütün askerler komutanına tam bir itaat içinde olmasından dolayı, bir emir ile bir asker de harekete geçer, bin asker de harekete geçer. Ağızdan çıkan komut hepsine aynıdır. Komutan, bin askeri bir tarafa alsa, bir askeri de beri tarafa alsa, bir komut verse, o komut bir askeri de harekete geçirir, bin askeri de harekete geçirir. Zira itaat sırrı her ikisi için de aynıdır. Bin asker için ayrı ve daha güçlü bir komuta ihtiyaç yoktur.

Aynen bunun gibi, her şey Allah’ın kudretine karşı tam bir itaat ve inkiyad içinde olmasından dolayı, bir ile bin onun kudretine aynıdır. Güneş büyüklüğüne güvenip itaat zincirinden çıkamaz, zerre küçüklüğü ile kudretin nazarından saklanamaz. Hepsinde aynı kanun hükmeder. O kanun ise Allah’ın kudretinin sonsuzluğundan gelen mutlak kolaylık kanunudur. Yani Allah için zorluk ve meşakkat yoktur. Bütün kainatı yaratmak ile bir çiçeği yaratmak arasında asla ve kata bir fark yoktur; her ikisi de aynı kolaylıktadır.

Üstad Hazretleri bu meseleye farklı bir mülahaza ile şöyle de bakıyor: 

"Meselâ, bir kumandan arş emriyle bir neferi tahrik, bir orduyu tahrik eder. İşte itaat sırrı." 

"Zira her şeyin bir nokta-i kemali ve o noktaya bir meyli var. Muzaaf meyil ihtiyaç, muzaaf ihtiyaç aşk, muzaaf aşk incizaptır. Mâhiyât-ı mümkinatın mutlak kemali, mutlak vücuttur. Hususî kemali, istidadatını bilfiile çıkaran has vücuttur. Bütün kâinatın kün emrine itaati, bir zerre neferin itaati gibidir. Kün emr-i ezelîsine mümkinin itaat ve imtisalinde, meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizap mümteziç, mündemiçtir."(2)

Allah’ın ezeli yaratma komutu olan “kün fe yükün”e,  yani “ol der olu verir” emrine bütün mümkinat  ve mahlukat iştiyak ve aşk derecesinde muti ve itaate hazır bir vaziyette ve mahiyettedir.

Cenab-ı Hak, kainatta, zerrelerden gezegenlere kadar her şeye bir mükemmellik hedefi koymuştur. Yani varacağı en son ve en mükemmel bir nokta tayin etmiştir. Bu mükemmel noktaya gitmek için, her şeyin mahiyetine bir meyil koymuştur. Meylin muzaaf hali, yani meylin iki kat artması, ihtiyaç haline dönüşür. Artık o mükemmel noktaya ulaşmak, ihtiyaç oldu. Muzaaf ihtiyaç, yani ihtiyacın iki katı ise, iştiyak halini alır ve kemal noktaya gitmek iştiyak haline dönüşmüş olur. İştiyakın iki katı olan incizap, yani bir şeye artık koşmak ve koşturulmak derecesi, o mükemmel noktanın çekim alanına girmiş demektir. Artık, o kemal noktası, seni kendine çeker. Eşyadaki bu incizap, iştiyak, ihtiyaç ve meyil, artık Allah’ın, uyulması gereken fıtri emirleri gibi, eşyanın kemal hedefine gitmesinde bir plan ve program hükmüne geçerler.

Varlık sahasına çıkmamış şeylerin mutlak mükemmel hedefi, öncelikle varlık sahasına çıkmaktır. Varlık sahasına çıkmış olan eşyanın kemal noktası ise, kendine özel kabiliyet ve istidatları, kuvveden ve potansiyelden, fiile ve pratiğe çıkarmaktır. İşte, Allah’ın irade sıfatından gelen, mahlukattaki bu meyil, ihtiyaç, iştiyak ve incizap, mahlukatın Allah’a itaat etmesinde bir tetikleyici, bir teşvikçi oluyor. O zaman, bir askerin hareketi için verilen emir, bütün bir ordunun hareketi için de yeterli oluyor. Bütün kainatın, ol emriyle vücut bulması ile, bir zerrenin vücut bulması, kudret nazarında eşit oluyor.

Bu, ol emrine itaat noktasında kainatta olan meyil, ihtiyaç, iştiyak ve incizap da programın bir parçası oluyor. Tabiri caiz ise, Allah’ın emrine  itaat etmekte kolaylık sağlıyor. Malum, şevk ve aşk derecesinde bir işe sarılmak ile, zorlamakla  ve gönülsüz bir şekilde iş yapmak arasında çok fark vardır. Allah, kereminden, bütün kainata yapacağı vazifede bir iştiyak ve incizap vermiştir. Onun için, her şey ve her mahluk vazifesinde bir lezzet buluyor.

Aynı mana daha geniş ve daha kemal bir şekilde insanda de mevcuttur. Zira insan mahiyet olarak hem hayatlı, hem ruhlu, hem şuurlu, hem de insaniyet değerine sahip olduğu için, yukarıda zikredilen incizap ve iştiyak insanda daha kamil ve daha geniş bir surette tezahür eder.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat.

(2) bk. Sünuhat, Kur'an'da Mübalağa, Mücazefe Yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Maksat, Üçüncü Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1947 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...