Block title
Block content

Yirmi Dokuzuncu Söz'de geçen Birinci Medar ile İkinci Medar arasındaki farkı tam bulamadık. Farkı lütfeder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"BİRİNCİ MEDAR: Dikkat edilse, şu kâinatın umumunda bir nizam-ı ekmel, bir intizam-ı kasdî vardır. Her cihette reşahât-ı ihtiyar ve lemeât-ı kast görünür. Hattâ, her şeyde bir nur-u kast, her şe'nde bir ziya-yı irade, her harekette bir lem'a-i ihtiyar, her terkipte bir şule-i hikmet, semerâtının şehadetiyle nazar-ı dikkate çarpıyor."

"İşte, eğer saadet-i ebediye olmazsa, şu esaslı nizam, bir suret-i zaife-i vâhiyeden ibaret kalır. Yalancı, esassız bir nizam olur. Nizam ve intizamın ruhu olan mâneviyat ve revâbıt ve niseb, hebâ olup gider. Demek, nizamı nizam eden, saadet-i ebediyedir. Öyleyse, nizam-ı âlem, saadet-i ebediyeye işaret ediyor."(1)

Bu medarda, kâinattaki düzenin ve intizamın sonsuz mutluluğa, yani ahiret alemine şahitliği işleniyor. Sağlam bir düzen ve intizam, ancak ceza ve mükafat temelinde durur. Bir düzenin ceza ve mükafat olgusu yok ise, o düzen önemsiz ve vahi (manasız) bir seviyede kalır. Yani neticesi ve sonucu olmayan kısır bir döngü  vaziyeti alır.

Güneşin bir intizam içinde dönmesinin ahiret alemine bakan boyutu vardır. Zira bu kainat ahiret aleminin bir vitrini gibidir. Vitrindeki nizam ve intizam da arkasındaki asıl maksada işaret ve hizmet eder. Yani mağazadaki vitrinin güzel ve ahenkli olması, arkasındaki asıl malları pazarlamak içindir. Yoksa, sırf müşteriye bir hava olsun diye vitrine bir nizam ve ahenk verilmez. 

"İKİNCİ MEDAR: Hilkat-i kâinatta bir hikmet-i tâmme görünüyor. Evet, inâyet-i ezeliyenin timsali olan hikmet-i İlâhiye, kâinatın umumunda gösterdiği maslahatların riayeti ve hikmetlerin iltizamı lisanıyla, saadet-i ebediyeyi ilân eder. Çünkü, saadet-i ebediye olmazsa, şu kâinatta bilbedâhe sabit olan hikmetleri, faydaları mükâbere ile inkâr etmek lâzım gelir. Onuncu Söz'ün Onuncu Hakikati bu hakikati güneş gibi gösterdiğinden, ona iktifâen burada ihtisar ederiz."(2)

İkinci medar, varlıkların yaratılışında gözlenen hikmet ve faydaların sonsuz mutluluğa, yani ahiret alemine şahitliği işleniyor.

 Hakîm: Hikmetle muttasıf olan ve mevcudatın hakikatına ve hikmetlerine vâkıf olan. İş ve emirleri hikmetli ve yanlışsız olan demektir. Bu ismin ana noktası, her şeyin hikmetli ve faydalı yaratılmasıdır. Allah bu isminin gereği olarak bütün kainatı ve mahlukatı hikmet ve faydalar ile donatmıştır. Bir ağaca dalları ve çiçekleri adedince menfaat ve faydalar takmıştır. Bir azaya yüzlerce vazife ve hikmetler takarak Hakim isminin manasını ve gereğini şuur sahiplerine izhar ve ilan ediyor.

Sonsuz hikmeti, eserleri ile sabit olan Allah’ın ahiret yurdunu kurmayıp, insanları yokluk ve hiçlik kuyusuna atması Hakim ismi ve hikmetle bağdaşmaz. Yani Hakim ismi ve hikmet manası, ahiret yurdunun kurulmasını iktiza edip istiyor. Ahiretsizlik hikmetsizliktir, Allah ise hikmetsiz iş yapmaktan mukaddes ve münezzehtir.

Allah bu dünyayı tanzim ederken, ahretin gerekliliğine ve ona işaret olacak bir şekilde tanzim etmiştir. Dünya ahirete bir vitrin ve nümune olmasından, Allah’ın isim ve sıfatlarına işaret ediyor, ama tam mazhar olamıyor. Dünyada tecelli eden isim ve sıfatlar kurgu ve vazife olarak kemaldedir, ama bütünü ile tecelli etme noktasında kemalde değildir. Zira isim ve sıfatlar tecelli ederken kendi sonsuz mana ve kemalini gösterme meylinde iken, başka bir isim onu mizana çeker, genel maksadı ve gayeyi  bozdurmaz, onu sınırlandırır. Bu da o isimlerin kemali ile tecelli edeceği bir saha ister ki, bu saha ancak ahiret hayatıdır.

Hakim isminin tecellisi olan hikmeti genel intizam içinde değerlendirirsek kemaldedir, ama sadece kendi manası açısından bakarsak, ahirete nispeten tam tecellisinin görünmediği yerler vardır. Gerçi oda başka bir hikmete bakar.

Mesela, ebedi yaşama arzusunu insanın fıtratına hikmet takmış, ama ölümü de yaratmış. Sadece bu açıdan bakacak olursak, ya da ahireti hariç tutarsak, hikmetsiz bir durum gibi anlaşılır, ama genel intizamın tamamı açısından bakarsak, yani diğer isimlerin de işin içinde olduğunu düşünürsek, hikmetin kemalde olduğunu anlarız.

Tabiri caiz ise bir yatırımcı bütün sermaye ve birikimini vitrin ve nümuneye yatırmaz. Asıl işi için harcar. Ama asıl işini iyi tanıtacak ve reklamını tam yapacak bir vitrini de mükemmel olarak tanzim eder. Allah dünyayı ahretin bir vitrini şeklinde tanzim ettiği için, dünyadaki bütün sistem ve işler ahiretin tanıtımı ve reklamı için düzenlenmiştir. Öyle ise isim ve sıfatlar bu dünya vitrininde kafi derecede tecelli ederken, asıl yerde, yani ahiret de ise tam  tecelli edecektir. Hakim ismine de bu nazarla bakarsak her şeyi hikmet ile yaratan Allah her hikmeti ile ahirete işaret ediyor diyebiliriz.

Mesela, beka duygusunu verip bu duyguyu tatmin edecek ahireti icat etmemek, Allah’ın sonsuz hikmeti ile bağdaşmaz. Öyle ise Hakim ismi ahireti gerektirir denilebilir. Bu ölçüyü diğer bütün hikmet ve duygulara da tatbik edebiliriz. Gözü verip gözün göreceği manzaraları yaratmamak nasıl hikmetsizlik ise, gözün fena ve zevale mahkum olması da aynı derecede hikmetsizlik olur. Hikmete uygun olan ise, gözün Cennette ebedi manzaralara ebedi bir şekilde entegre olması ile mümkündür...

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksad.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Maksat, İkinci Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2328 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...