Block title
Block content

Yirmi Dördüncü Mektup İkinci Makam'daki Arabi ibarede beş cümle var. Üstad Hazretleri bu cümleleri izah etmiş. Bu cümleler arasındaki farkı açık bir şekilde ortaya koyar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bir mevcut, vücuttan gittikten sonra, zâhiren kendisi ademe, fenâya gider; fakat ifade ettiği mânâlar bâki kalır, mahfuz olur. Hüviyet-i misaliyesi ve sureti ve mahiyeti dahi âlem-i misalde ve âlem-i misalin nümuneleri olan elvâh-ı mahfuzada ve elvâh-ı mahfuzanın nümuneleri olan kuvve-i hafızalarda kalır. Demek, bir vücud-u surî kaybeder, yüzer vücud-u mânevî ve ilmî kazanır."

Bir şey fani ve maddi formatını kaybetse bile manası baki kalıp, varlığını başka bir maddi form ile devam ettiriyor. Mesela elma türünün manası ve ruhu, elmalar zevale gitse bile, ardından gelen başka elmalar vasıtası ile bekasını devam ettiriyor. Maddi ve fani olan diğer yüzü ise başka varlık formatları şeklinde devam ediyor. Levh-i mahfuz ve kuvve-i hafıza gibi.

"Her bir şey, cüz'î olsun, küllî olsun, vücuttan gittikten sonra -hususan zîhayat olsa- çok hakaik-i gaybiye netice vermekle beraber, âlem-i misalin defterlerinde olan levh-i misalî üstünde etvâr-ı hayatı adedince suretleri bırakıp, o suretlerden mânidar olan ve mukadderât-ı hayatiye denilen sergüzeşt-i hayatiyeleri yazılır ve ruhaniyata bir mütalâagâh olur."

Misal alemi bütün kainatın bütün ahvalinin imajını alıp tezgahında  muhafaza ediyor, ta ki bu imajlar ve manzaralar cennette sahiplerine sinema tadında gösterilip vizyona konulsun. Bu da mevcudatın varlığını devam ettiren bir varlık boyutudur.

"Dünya bir tezgâh ve bir mezraadır; âhiret pazarına münasip olan mahsulâtı yetiştirir. Çok Sözlerde ispat etmişiz: Nasıl ki cin ve insin amelleri âhiret pazarına gönderiliyor. Öyle de dünyanın sair mevcudatı dahi, âhiret hesabına çok vazifeler görüyorlar ve çok mahsulât yetiştiriyorlar. Belki küre-i arz onlar için geziyor. Belki denilebilir ki, onun içindir. Bu sefine-i Rabbâniye, yirmi dört bin senelik bir mesafeyi bir senede geçip meydan-ı haşrin etrafında dönüyor."

Dünya bir tarla veya sonsuzluk alemine mahsulat yetiştiren bir tezgah gibidir. Dünyadaki hiçbir netice ve ürün heba ve ziyan edilmez. Hepsi ahiret aleminde kullanılmak üzere arşivleniyorlar ve depolanıyorlar.  

"Mevcudat, etvâr-ı hayatıyla, müteaddit envâ-ı tesbihat-ı Rabbâniyeyi yapıyor. Hem esmâ-i İlâhiyenin iktiza ve istilzam ettikleri hâlâtı gösteriyor ki: Meselâ Rahîm ismi şefkat etmek ister, Rezzak ismi rızık vermek iktiza eder, Lâtîf ismi lütfetmek istilzam eder. Ve hâkezâ, bütün esmânın birer birer muktezası vardır. İşte, her bir zîhayat, hayatıyla ve vücuduyla o esmânın muktezasını göstermekle beraber, cihazatı adedince Sâni-i Hakîme tesbihat yapıyorlar."

Bütün eşya her hali ve tavrı ile Allah’ı isimleri ile beraber zikredip tesbih ediyor. Elbette üzerinde Allah’ın isimlerini gösterip ilan eden bu eşya, isimler gibi bekaya mazhar olmaları gerekir. Baki isimlerin tecelli alanları da baki olmak gerekir. Zira bu isimler kendi mana ve hükümlerini gösteren bu tecelli sahalarının yok olup zail olmasına müsaade etmez.

"Mevcudat, hususan zîhayat olanlar, vücud-u surîden gittikten sonra, bâki çok şeyleri bırakırlar, öyle giderler."

Mevcudat maddi cesedini bıraksa bile bir çok kayıtlarla baki ve sermedi vücutları ve varlıkları yakalıyor. Bir vücudu terk etmeye bedel binlerce vücudu kazanıyor. Öyle ise fena ve fanilik çok sınırlı ve nispi bir kavramdır. Üstelik insan maddi cesedini haşirde aynı ile tekrar iade olarak alacak. Sair cansız mahlukat ise yukarıda izah edilen vücut formatları ile yaşamına devam edecekler. Vücud-u daimi varken, fenayı mutlak muhal ve imkansızdır.  

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...