Block title
Block content

Yirmi Dördüncü Söz İkinci Meyve'de anlatılan, tesbihat ve salavatların, hadsiz adet olarak zikredilmesinin hikmeti nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah insana aşağıdan yukarı genişleyerek giden nimetler zinciri ihsan etmiştir. Bu nimetlerle insanın ufku ve istifade dairesi sürekli genişleyerek ve katlanarak ilerliyor.

Birinci ve en temel nimet vücut ve varlık nimetidir ki, bu nimet diğer bütün nimetlerin aslı ve esası mesabesindedir. Nasıl bina temel üstünde duruyor ise, bütün nimetler de varlık temeli üstünde duruyor. 

Varlık nimetini büyütmek ve çoğaltmak için hayatı verdi. Hayat nimeti ile insanı alem-i şehadet denilen bütün kainatla irtibat ve alaka peyda ettirdi, nimet sahası bütün kainat oldu. Hayat, varlık nimetinden sonra en büyük ve önemli ikinci nimet perdesidir.

 Bu hayat nimetine insaniyet nimetini ekledi ve insanın istifade alanı maddi ve manevi bütün alemleri  kuşattı. İnsani vasıfları ile nimet sofrası alabildiğine genişledi. İnsaniyet içindeki şuur ve idrak bu nimetlere ayrı bir değer kattı. 

Bu vücut, hayat, insaniyet nimetlerine İslamiyet nimetini de vererek, dairesi ve istifade alanını alemi şehadet ve gaybı içine alarak daha da büyüdü. Adeta bütün mahlukat ve yaratılmışlar, insanın büyük ve geniş bir sofrası haline dönüşmüştür. Sadece mahlukat değil, mahlukat ardında asıl tecelli eden Allah’ın isim ve sıfatları, insanın istifade sahasına İslamiyet ile dahil olmuştur.

İman-ı tahkiki nimeti, dünya ve ahreti içine aldığı gibi, imandaki marifet ve muhabbet nimeti ile imkan ve vücub dairelerini de içine aldı ve nimetin en yüksek ve geniş manasına ulaşmış oldu. Vücub burada, Allah’ın isim ve sıfatlarına işarettir. Hakiki nimet Allah’ın Zatı ve sıfatlarına mazhar olmaktır. Zaten bütün nimetlerin kaynağı ve hakikati oradan kaynayıp geliyor. Cennetin en mühim nimeti Allah’ın zatını görmektir.

İşte insanın kendi ömür sermayesi ve kuvveti ile, bu sayılıp gelen Allah’ın sayısız ihsan ve ikramlarına karşılık vermesi ve şükürde bulunması imkansızdır. Değil bütün nimetleri, iki gözün şükrünü bile binlerce sene ibadet etse karşılığını veremez. Ama Allah kereminden insana diyor ki, "Siz benim emrettiğim namazı kılın, size Habibim ile öğrettiğim tesbih ve salavatları çekin, ben sizi bütün nimetlerime ve ihsanlarıma şükür etmiş gibi sizden kabul edeyim; namaz ve bu tesbihler sayesinde sizi şakirler sınıfından yazayım." diyor. İnsanın böyle cazip bir teklife ilgisiz kalması akıl karı olamaz.

Evet, namaz ve tesbihler Allah’ın sayısız nimetlerine teşekkür etmek için bir fırsattır, bunu kaçırmak ise büyük bir hasaret ve ziyandır.

Bütün bu nimetler düşünüldüğünde, insanın hakiki manada tam bir mukabele ile şükretmesi Peygamber Efendimiz (asm) de dahil kabil değildir. Hiçbir insanın takati bu sayısız nimetlere tam manası ile şükretmeye yetmez. Ama niyet, iman, tasavvur ve dua noktasından insan külli bir şükürde bulunabilir. Bunun yolu da başta namaz olmak üzere ibadetler ve tesbihlerdir.

Kur’an ve sünnet ile bize talim edilen tesbih ve salavatların formatındaki sayısız ve sınırsız ifadeler, bu azim nimetlerin azametine bir işarettir. "Denizlerin damlaları adedince sana tesbih olsun!.." derken, bu sayısız nimetlere bir gönderme bir arzı acziyettir. Yani ben senin sayısız nimetlerine karşı sayısız şükür ile mukabele edemem ama sayısız ifadeler ve niyet ile arz-ı hürmet ederim demektir. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...