Block title
Block content

Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal, İkinci Asıl'ı anlayabilmemiz için; her bir cümlesine bir delil ve bürhan anlamında örnekle izah edebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İslam'ın Genel hükümleri ikiye ayırdığını görmekteyiz:

- Usul'e ait hükümler: Buna göre "Lâ ilâhe illallah; Muhammedün Rasûlullah" başta olmak üzere, sair iman esasları akidede usûldür.

İman esasları, muhakkikîn yaklaşımı ile bunlar; Allah'a, âhirete, peygamberlere ve diğer iman esaslarına inanmak ile ubudiyet veya adalettir. Yani, hayatî ehemmiyet arz eden esaslar, usûl kategorisine giren hususlardır.

- Furuata ait hükümler: Namaz, oruç, hac, zekât ve tesettür gibi diğer ibadetler, bu asıllar üzerine bina edilen ve asıla göre fürûât sayılan amellerdir. Furuata ait hükümler, usule ait hükümler üzerine bina edilir. Bu açıdan denilebilir ki, usûlün olmadığı yerde, sistemli fürûdan bahsetmek mümkün değildir.

Ancak fürûât demek, Türkçemizde anlaşıldığı şekliyle "olmasa da olur" gibi bir mefhumu akla getirmemelidir. Bunların fürûât olması, asıl ile olan münasebet ve mukayeseleri neticesi ve tamamen yukarıdaki taksim ve tasnif itibarıyladır. Yoksa ibadetsiz imanın tam olmayacağı zaten açıktır.

İşte usul denilen iman esasları için gerekli olan hadislerin mütevatir olması gerekir. Bunun da lafzi, manevi ve sükûti gibi kısımları vardır.

Fürû dediğimiz ibadetler için hadislerin mütevatir olması şart değildir. Bu açıdan ibadetlerde haber-i vahid denilen sahih, ama mütevatir seviyesinde olmayan hadislerle de amel edilir.

Diğer taraftan, mütevatir veya sahih olmayan bazı hadisler de vardır. Bunlara zayıf hadisler denilir. Bu tür hadislerle, ibadetlere teşvik ve günahlardan sakındırma gibi durumlarda amel edilmektedir. Bir kimse, bu hadislerle amel etmese bile itiraz etmeden sessiz kalması ve ilişmemesi yeterlidir. İsteyen de bunlarla amel eder.

Konuyla ilgili şu açıklamalar da okunabilir:

Haberler genellikle "mütevatir" ve "ahad" olmak üzere ikiye ayrılır:

Mütevâtir haber, yalan söylemek üzere ittifak etmelerini aklın imkânsız gördüğü ashap topluluğunun, Hz. Peygamber (asm)'den duyup tabiîn nesline, aynı şekilde onların tebeu't-tâbiîne, bunların da daha sonraki nesillere aynı lafızlarla rivayet ettiği haberlerle, yine sahâbîlerin Hz. Peygamber (asm)'de müşahede ettikleri ve aynı şartlarla aktardıkları davranış ve olaylardır. Resûl-i Ekrem'e söylemediği sözü isnad edenlerin cehennemlik olduğu konusundaki hadisler [bk. Wensinck, el-Mucem (Hadis Fihristi), "kzb" md.] farz namazların ve rekatlarının sayısına, namazın rükünlerine dair hadisler bu türe ilişkin örnekler arasında zikredilir.

Mütevâtir hadisler, akâid konularında bile tek başına delil sayılırlar. Bu yüzden mütevâtir olan hadis-i şerifi inkâr eden küfre girer. Çünkü böyle bir haberi inkâr etmek, Peygamberi (asm) inkâr demektir. O da şüphesiz küfürdür. (Ahmed Naim, Tecrid-i Sarîh Tercemesi, Ankara 1976, Mukaddime, s. 102)

Âhâd haber, sahabilerden son nesle varıncaya kadar, tevatür derecesine ulaşmayan râvilerin rivayetiyle sabit olan haberdir (haber-i vâhid). Resûl-i Ekrem (asm)'den nakledilen haberlerin çoğu bu türden olup, daha çok amelî ve ahlâkî konulara dairdir.

Hadisçiler, usulcüler ve fakihler tevatür derecesine ulaşmayan bir haberi "âhâd haber" kabul ettikleri için, haberi nakleden râvi sayısının bir, iki, üç veya daha fazla olması arasında fark yoktur.

Haber-i vâhid etrafında yapılan tartışmalar sebebiyle, bu terim mahiyet ve kavram bakımından tarih içinde iki defa anlam değiştirmiş; ilk zamanlar "bir veya birkaç kişinin haberi" anlamına gelirken, daha sonra "mütevâtir seviyesine ulaşmayan haber" mânasında kullanılmıştır.

Haber-i vahidlerin zan ifade etmesi, onunla amel edilmeyeceği anlamında değildir. Burada geçen "zan" ifadesi, şüphe anlamında değil, inkâr edenlerin kâfir olmayacağı anlamındadır.

Sahabe, Tabiin ve onlardan sonraki muhaddis, fakih ve usulcülerin büyük çoğunluğu, güvenilir tek kişinin (vahid) haberinin şeriatın delillerinden bir delil olduğunu; ilim ifade ettiğini, bu sebeple onunla amel etmek gerektiğini belirtmişlerdir.

Bir kişinin getirdiği haberle amel edildiğini gösteren örneklerin bulunduğu Asr-ı saâdet'te (Buhârî, Ahbârü'1-âhâd, 1-6) haber-i vâhid kavramıyla ilgili tartışmalar ve onunla amel etmeme diye bir konu yoktu.

Resûl-i Ekrem gerek ibadetlerde ve İslâm'ın temel rükünlerinde gerekse idareciliğiyle ilgili durumlarda bir kişinin getirdiği habere göre icraatta bulunmuştur. Onun (asm):

- Ramazan hilâlini gördüğünü söyleyen sahâbîye, "Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın resulü olduğuma şehâdet eder misin?" diye sorup, olumlu cevap alması üzerine sahâbînin haberine güvenerek, "Ey Bilâl, insanlara haber ver, yarın oruç tutsunlar!" demesi (Dârimî, Savm, 6);

- Kubâ Mescidi'nde Mescid-i Aksa'ya doğru namaz kılmakta olan Müslümanların kıblenin Kâbe yönüne çevrildiğini bildiren kişinin haberine güvenerek Kâbe'ye yönelmeleri (Buhârî, Abârü'1-âhâd, 1; Şafiî, er-Risale, s. 406-408);
 
- Hz. Peygamber (asm)'in Mus'ab b. Umeyr'i Medinelilere, Muâz b. Cebel'i Yemen'e, Dihye b. Halîfe'yi Rum Meliki Herakleios'a, Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî'yi İran Kisrâsı II. Hüsrev'e (Pervîz), Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi Habeş Meliki Necâşî’ye, Hâtıb b. Ebû Beltea'yı İskenderiye Meliki Mukavkıs'a, Alâ b. Hadramî'yi Bahreyn Valisi Münzir b. Sâvâ'ya göndermesi (bk. İbn Hişâm, IV/590, 594-596. 600, 607)

gibi uygulamalar haber-i vahide olan güveni göstermektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Dal, İkinci Asıl | Yazar: Ahmet ÇOLAK (Dr) | Okunma Sayısı: 2014 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...