Block title
Block content

Yirminci Söz İkinci Makam'ın başında, Buruc suresinden Ashab-ı Uhdud'la ilgili ayetlere yer verilmiş. Bu ayetler hangi şeye mucize olarak nasıl işaret ediyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Uhdud Ashabına lânet olundu. Onlar tutuşturdukları ateşin karşısına oturur, mü'minlere yaptıkları işkenceyi seyrederlerdi. O mü'minlerden intikam almalarının sebebi ise, kudreti her şeye galip olan ve her türlü övgüye lâyık bulunan Allah'a iman etmiş olmalarından başka bir şey değildi."(Burûci, 85/4-8)

Allah'a inanmayan kâfir bir beldenin kralı, Allah'a inananları dinlerinden çevirmek, tekrar kendi sapık dinine döndürmek için müminlere eziyet eder, uzunlamasına ve derin hendekler, kanallar (Uhdûd) kazdırır. Bu hendeklerin içine büyük ateşler yakılır. Allah'a inanmaktan başka hiçbir günahı olmayan müminler hendeğin başına getirilir, Allah'a imanda ısrar edenler ateşe atılır, küfre dönenler ateşten kurtarılır.

Bütün bu zor durumlarına rağmen müminler imanından dönmez ve ateşe atılırdı. Müminleri ateşe atan bu zalimler, hendeğin etrafına oturmuş olarak yaptıkları bu zulmü zevkle seyrederlerdi. Fakat Cenâb-ı Allah o kâfirleri, aynı ateşle veya başka bir yolla helak etmiştir. Çeşitli rivayetlerin bildirdiğine göre, binlerce mümin bu hendeklere atılmış, fakat Allah Teâlâ müminlerin ruhunu, ateşe düşmeden önce kabzetmek suretiyle onları, ateşin azabından kurtarmıştır.

Ashab-ı Uhdud hakkında tefsirlerde dört kadar hadise zikredilir. Bunlar arasında en meşhuru, Yemen hükümranlığını ele geçiren Zû Nuvas hakkında olmasıdır. Dördüncü asırda Yemen’e hakim olan bu kral Yahudi dinini benimseyip Hristiyan olan Necran ahalisini de Yahudiliği kabule zorlar. Halk direnince, bir çok insanı ateş dolu hendeklere attırır. Böylece öldürülenlerin 20.000 kadar olduğu söylenir. Yahudi hakimiyeti 340-378 yılları arasında yer almaktadır.(1)

Uhdud kelime olarak çukur, uzun hat, yer yüzündeki uzun yarık ve çatlak ve hendek gibi anlamlara gelir. Bu olayın temel iki hususu tüneli andıran hendekler ve müminlerin ateş ile yakılmasıdır.

Üstad şu haşiye ile mesele arasında irtibat kuruyor:

"HAŞİYE 1: Şu cümle işaret ediyor ki, şimendiferdir; âlem-i İslâmı esaret altına almıştır. Kâfirler onunla İslâmı mağlûp etmiştir."(2)

O zaman kafirleri de bu zamanda tren tünelini andıran hendeklerle Müminleri diri diri yakıp mağlup etmişler.

Uhdud ayetinin en önemli vurgusu, teknolojinin galibiyetteki rolüdür. Yani teknik imkanları kim elinde bulundurur ise galibiyette önemli bir aşama elde etmiş demektir ki, Müminlerin de bu hususta dikkatli olup çalışmaları gerekiyor diye ikazda bulunuyor Üstad Hazretleri. Zaten bu ikazı haşiyede açıkça bildiriyor. Sonraki ayetlerin teknolojiye işaretleri zaten zahir ve aşikardır.     

"Onlar için bir delil de, insan neslini, dolu gemilerde taşımamız ve bunun gibi daha nice binekleri onlar için yaratmış olmamızdır." (Yâsini, 36/41-42).

Nitekim Buruc ayetlerinin devamında zikredilen bu ayette bir çok meçhul ve gaybi bineklere atıf var.

Dipnotlar:

(1) bk. Suat Yıldırım, K. Kerim Meali. 

(2) bk. Sözler, Yirminci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Necdet EREM

Esselamu aleykum verahmetullahi ve berekatuhu ebeden daimen. Elilmu indeellah lay-elemul ğeybi illallah. Değerli kardeşlerim. Yirminci sözün ikinci makamında Üstad Hz.lerinin mucizatı enbiya ile alakadar olarak zikretmiş olduğu ayeti kerimelerden bir kısmı fen ve san’atı beşeriyeye işaret ettiği gibi özellikle Eshab-ı uhdud ayeti kerimesinde resmedilen inananların ateş çukurlarına atılmaları, onları bu çukura atan zihniyetin vicdanen, merhameten ve insaniyeten ne kadar sukut ettiklerini ateşe atarak yaktıkları hemcinslerine acıyacak hiçbir insani değere sahip olmadıklarını yaptıkları zulümden müteessir olmak yerine zevk aldıkları dikkate sunularak; “ EL KUFRU MİLLETUN VAHİDETU” hükmünce İman ve İslam düşmanlarının da aynı canavar ruha sahip olduklarını; inananların hakim otoriteyi temsil etmedikleri takdirde çokta olsalar çoğunlukta da bulunsalar bir kıymet ifade etmeyeceğini ve bir varlık gösteremeyeceklerinin altı çizilerek sosyal ve siyasal hakimiyetin ZALİMLERE TESLİM EDİLEMEYECEĞİ dikkate sunulmaktadır. Din Allahın dini oluncaya ve yeryüzünden fitne kalkıncaya kadar Müslümana cihat farzdır. ( başta nefis ile cihat olmak şartı ile; asır ve şartları hangi türden bir cihadı farz kılıyor ise o cihadı vermek. Cihadı sadece kılıç elde savaşarak insan öldürmek olarak algılamamak gerek.) Bunun yanı sıra inananlara bir kuvve-i maneviye telkin ediyor, cesaret veriyor. O inananları ateş çukurlarında yakanların yanına kar kalmadı ve kalmayacak 10. ayeti kerime ile “ İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır.” Yatıkları canavarlığı terk edip pişman olmayanlar İnananlara yaptıkları ile mukayese edilemeyecek bir cehennem azabına düçar olacaklar. O zalimlerin zulmüne maruz kalan masumlar ise zulmen öldürülmelerinin sonucu altından ırmaklar akan bir cennette maruz kalmış odluları azap ile mukayesesi mümkün olmayan ebedi bir saadete nail olacaklarının müjdeli tesellisi ise 11. ayeti kerime ile bildirilip imanlarında sabitkadem olmaya davet edilmektedirler. 12. ayette ise sakın merak etmeyin muhakkak ki Rabbinizin yakalaması çok çetindir. Merak etmeyin onların iflahını keser. Konunun devamında ise en sarih ve net cevabını; “Zaman-ı mazi, zaman-ı müstakbel tohumlarının mahzeni ve şuûnâtının aynası olduğu gibi; müstakbel dahi, mazinin tarlası ve ahvâlinin aynasıdır.” Yani tarihin tekerrürden ibaret olmaması için, tarihten ders alıp inananların inanmayan zalimlere kendilerini ve inanları UHDUD’da yakıp seyrinden zevk alma şansını vermemeleri adına bir irşad ve ikaz olma ihtimali teknoloji adına değil de sosyoloji adına bir dersi ibrettir. Teknoloji elbette çok önemli amma sosyolojinin ondan geri kalan tarafı olmadığını hatta dahada önemli olduğu gerçeği; şoför ile araba, silah ile asker hangisi daha önemlidir diye sorduğumuzda zan ediyorum ruhun cesede rüçhaniyeti ne ise sosyolojinin teknolojiye üstünlüğü üzerinde tartışmanın gereğinin olmayacağı gün gibi aşikar olarak ortaya çıkar. Sonuç olarak Risale-i Nurlar çok okunmalı, iyi anlaşılmalı ve ihtiyaç sahiplerine güzel anlatılmalı. Gereksiz soru ve tekalüflü cevaplardan sakınılması gerektiğine inanıyorum. Üstad Hz.lerinin ihtiyar edindiği ve tavsiye ettiği itidal-i dem ve kavli leyin düsturunu ihtiyar edinmek gerektir.  Yirminci sözden konu ile ilgili alıntı. Evet, madem Kur'ân'ın her bir ayeti çok vücuh-u irşadî ve müteaddit cihât-ı hidayeti olduğunu ehl-i tahkik ve ilm-i belâgat ittifak etmişler. Öyleyse, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın en parlak ayetleri olan mucizât-ı enbiya ayetleri, birer hikâye-i tarihiye olarak değil; belki onlar çok maânî-yi irşâdiyeyi tazammun ediyorlar. Evet, mucizât-ı enbiyayı zikretmesiyle, fen ve san'at-ı beşeriyenin nihayet hududunu çiziyor. En ileri gayâtına parmak basıyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor. Beşerin arkasına dest-i teşviki vurup o gayeye sevk ediyor. Zaman-ı mazi, zaman-ı müstakbel tohumlarının mahzeni ve şuûnâtının aynası olduğu gibi; müstakbel dahi, mazinin tarlası ve ahvâlinin aynasıdır. Şimdi, misal olarak, o çok vâsi menbadan yalnız birkaç numunelerini beyan edeceğiz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...