"Zaaf-ı imandan tevellüt eden meyl-i tahrip saikasıyla tercüme edip Arabî aslını terk etmek, dini terk ettirmektir!" Arapça dışındaki dillerde namazın zararını kısaca izah eder misiniz? Asıl olan niyet değil midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İbadetin Arapça yapılmasının hikmetleri ve Türkçe ibadetin batıl olduğuna dair çok şeyler söylenebilir. Biz bunlardan bazılarını birkaç madde şeklinde izah edelim:

Birincisi: Allah’ın inzal ettiği Kur’an-ı Kerim’in bir kelimesindeki haşmet ve müessiriyet, insanların bir kitabına bedeldir, bu yüzden zikir ve ubudiyet makamı olan ibadetlerde; Allah kelamını okumak daha tesirli ve kabule daha yakın bir makamdır. İbadetler ve onun dili, İslam âleminin bir şiarı ve bir nişanesidir. Ümmetin müşterek bir şiarı hükmündedir. Tıpkı ezan ve kamet gibi ümmetin ve dinin dili de Arapça olunca, Arapça okunması ümmet arasında birlik için elzemdir.

İkincisi: İnsanların ibadet esnasında okunan ayet ve hadislerin mealini öğrenmesi zor değildir. Kısacık dünya hayatı için yüzlerce, binlerce şey öğrenen birisinin, ebedî hayatının lazımı olan ayet ve hadislerin mealini öğrenmemesi mazeret değildir. Bizim tembelliğimiz ve keyfimiz için, ibadetin şekli değiştirilmez, mânası bozulamaz. Zaten dua ve namaz gibi şeylerde okunan ayet ve hadisler ibadettir, vaaz ve talim makamı değil, Allah ile kul arasında bir tâzim ve hürmet makamdır.

Namaz bir ibadettir, yoksa vaaz ve tâlim makamı değildir. Kamet ve ezanın dili nasıl değiştirilemez ise, namazın dili de değiştirilemez. Başta namaz olmak üzere ibadetler, sohbet, nazariyat ve teferruatın tâlim ve ders verildiği bir makam değil, zikir makamıdır. İbadet ve zikirde de akıldan ziyade kalb ve sair duygular beslenir. Kalb ve sair duyguların en güzel gıdası ayetin mukaddes elfazıdır. Bu yüzden mukaddes Allah kelamı ile yapılan ihtar ve ikaz Türkçe yapılan meal ya da tefsirden daha müessirdir.

Üçüncüsü: Arap dilinin diğer dillerden farkı; çok zengin ve câmi’ bir dil olmasıdır. Aynı zamanda beliğ ve fasih bir dildir. Dünya dilleri içinde hiçbir dil, zenginlik, beyandaki keskinlik ve belağat yönünden Arapça'ya kavuşamaz. Bunu dil ilimlerinde mütehassıs âlimler de kat’î delilleri ile ispat ediyorlar. Türkçe'de yüz bin kelime varsa, Arapça'da milyonu geçiyor. Gramer açısından da Arapça çok zengin bir dildir. En mühim husus ise; Arapça'nın Kur'an’ın asıl dili olmasıdır, Allah’ın tercihi olmasıdır. Günümüzdeki Türkçe'nin böyle eşsiz bir belağata sahip Kur’an’a karşılık gelmesi, elbette imkânsızdır. Bu sebeple tercüme ve meallerle namaz kılmak uygun olmaz.

Zaten dinin teferruat ve nazariyat kısmını insanlar on beş yirmi dakikalık ibadetlerde öğrenecek değildir. Onların tâlimi ve öğrenilmesi medrese gibi vasıtalara verilmiştir.

Dördüncüsü: İbadet dili tıpkı tıp ve ilaç dili gibi cihanşumül bir dildir. Bir gayesi de Müslümanlar arasında müşterek bir dil, fasl-ı müşterek olmasıdır. Her millet, kendi lisanı ile ibadet etse, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberlik zedelenir.

Mesela, ezan ve kamet dünyanın her yerinde aynıdır, değişmez. Malezyalı bir Müslüman İstanbul’a gelse ezan, kamet ve namaz gibi ibadetlerde aynı dili bulur ve zorlanmaz.

Beşincisi: İbadet mukaddes bir vazifedir. Muhtevası kudsî olduğu gibi, sureti olan lafzı da kudsîdir. Mukaddes bir mahiyete ve muhtevaya, dünyevî bir elbise giydirilmez. Kur’an’ın dili de muhtevası da mukaddestir. Öyle ise ibadet içinde Arapça da olsa beşerî kelam olmaz ve olmamalıdır.

Altıncısı: Ameller niyete göredir; lakin amelin şartını ve şeklini insan değil, Allah tayin eder. İnsan, Allah tarafından tayin ve tesbit edilen şartlara ve kaidelere uymak mecburiyetindedir. Şayet herkes; “Niyet amelden daha mühimdir” deyip, kafasına göre hareket ederse, ortada din diye bir şey kalmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...