Block title
Block content

"Zaman ihtiyarlandıkça Kur´an gençleşiyor, rumuzu tavazzuh ediyor." ifadesinden sonra gelen, "in yekün minküm işrun..." ve "tecri fil bahr..." ve "kutile eshabul uhdud..." ayetlerinin arasında nasıl bir alaka vardır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Söz konusu ifadelerin geçtiği ayetlerin manaları aşağıya alınmıştır:

“Uhdud Ashabına lânet olundu. Onlar tutuşturdukları ateşin karşısına oturur, mü’minlere yaptıkları işkenceyi seyrederlerdi. O mü’minlerden intikam almalarının sebebi ise, kudreti her şeye galip olan ve her türlü övgüye lâyık bulunan Allah’a iman etmiş olmalarından başka birşey değildi.”(Burûc, 85/4-8)

“Onlar için bir delil de, insan neslini, dolu gemilerde taşımamız ve bunun gibi daha nice binekleri onlar için yaratmış olmamızdır.”(Yâsin, 36/41-42)

 “Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, bir lâmba yuvası gibidir ki, onda bir kandil vardır. Kandil de cam fanus içindedir. Cam fanus ise, inci gibi parlayan bir yıldıza benzer ki, ne doğuya, ne de batıya ait olmayan mübarek bir ağacın yakıtından tutuşturulur. Onun yakıtı, kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir. O nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur.”(Nur, 24/35)

Allah'a inanmayan kâfir bir beldenin kralı, Allah'a inananları dinlerinden çevirmek, tekrar kendi sapık inancına döndürmek için müminlere eziyet eder, uzunlamasına ve derin hendekler, kanallar (Uhdûd) kazdırır. Bu hendeklerin içine büyük ateşler yakılır. Allah'a inanmaktan başka hiçbir günahı olmayan müminler hendeğin başına getirilir, Allah'a imanda ısrar edenler ateşe atılır, küfre dönenler ateşten kurtarılır. Bütün bu zor durumlarına rağmen müminler imanından dönmez ve ateşe atılırdı.

Müminleri ateşe atan bu zalimler, hendeğin etrafına oturmuş olarak yaptıkları bu zulmü zevkle seyrederlerdi. Fakat Cenâb-ı Allah o kâfirleri, aynı ateşle veya başka bir yolla helak etmiştir. Çeşitli rivayetlerin bildirdiğine göre, binlerce mümin bu hendeklere atılmış, fakat Allah Teâlâ müminlerin ruhunu, ateşe düşmeden önce kabzetmek suretiyle onları, ateşin azabından kurtarmıştır.

Ashab-ı uhdud hakkında tefsirlerde dört kadar hadise zikredilir. Bunlar arasında en meşhuru, Yemen hükümranlığını ele geçiren Zû Nuvas hakkında olmasıdır. Dördüncü asırda Yemen’e hakim olan bu kral Yahudi dinini benimseyip Hristiyan olan Necran ahalisini de Yahudiliği kabule zorlar. Halk direnince, bir çok insanı ateş dolu hendeklere attırır. Böylece öldürülenlerin 20.000 kadar olduğu söylenir. Yahudi hakimiyeti 340-378 yılları arasında yer almaktadır.(1)

Uhdud kelime olarak çukur, uzun hat, yeryüzündeki uzun yarık ve çatlak, hendek  gibi anlamlara gelir. Bu olayın temel iki hususu, tüneli andıran hendekler ve müminlerin ateş ile yakılmasıdır.

Üstad şu haşiye ile mesele arasında irtibat kuruyor:

"HAŞİYE: Şu cümle işaret ediyor ki, şimendiferdir; âlem-i İslâmı esaret altına almıştır. Kâfirler onunla İslâmı mağlûp etmiştir."(2)

O zaman kafirleri de bu zamandaKİ tren tünelini andıran hendeklerle, müminleri diri yakıp mağlup etmişler.  

Buruc ayetlerinin devamında zikredilen Yasin suresi ayetinde de birçok meçhul ve gaybi bineklere atıf var.

 Meal, hiçbir zaman Kur’an’ın asıl metninin yerini tutmaz. Bu yüzden bütün İslam alimleri Kur’an’ın hakiki anlamda başka dile tercüme edilmesi mümkün değildir diye ittifak etmişlerdir. Kur’an Allah’ın sonsuz ilminden ve her isminin en yüksek makamından süzülüp gelen ezeli bir kelam olmasından dolayı, sayısız mana ve incelikleri içinde barındırır.

 "Ne yaş, ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir şekilde  kitapta yazılmış olmasın." (En'âm, 6/59)

"Her bir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan her birisinin [hadisçe şücün, gusün tâbir edilen] fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır."

meâlindeki hadisin de hükmüyle, ayetin çok mana ve  mertebeleri vardır. Kur’an meale geçerken bu genişlik ve inceliklerinin büyük bir kısmını yitirir. Bu yüzden meale Kur’an nazarı ile bakmak caiz değildir. Meal, sonuçta bir insanın Kur’an dan anladığı kısır ve eksik bir tercümedir.

Kur’an’ın zahir ve sarih manasından başka çok ince ve latif manaları vardır. Bu hem ayetle  hem de hadislerle sabittir. Bu latif ve ince manaların da çok derinlikleri vardır ki, bunları keşfedip çıkarmak ancak ehline mahsustur. Bu da bir çok ilimlerde uzman olmayı gerektiriyor. Tarihte sadece Üstad Hazretleri  değil, bir çok dil ve gramer ustası, ayetlerin belagat kıvrımları arasından bu gibi manevi incileri ve elmasları çıkarmışlardır.

Kur’an ayetlerinin mana dairesinde bulunan anlamlara ulaşmanın çok muhtelif yolları ve araçları vardır. Mesela ebcet ve cifir, belagatın ince kaideleri, manevi olgunluk ile kalbin keşfi, basiret, ilmin letafeti, aklın inkişafı bunlara örnek olarak verilebilir. Bizim bu gibi hasiyetlere sahip olmadan, direk meale bakıp bu gibi incelikleri görmemiz düşünülemez. 

Bu üç ayetin ortak noktası ve biribirleri ile olan alakaları Kur’an’ın ince ve latif remizlerine serlevha olmalarıdır.         

Dipnotlar:

(1) bk. Suat Yıldırım Meali, Kur'an-ı Kerim Meali

(1) bk. Sözler, Yirminci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İşârât | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 6932 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...