"Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insana, bütün esmâsını ihsas etmek ve bütün envâ-ı ihsânâtını tattırmak için öyle iştahlı bir mide vermiş ki, o midenin geniş sofrasını hadsiz envâ-ı mat’umatıyla kerîmâne doldurmuş." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinat ve dünya bir sofra, insan ise bu sofranın başmisafiridir. Allah, dünyayı büyük bir sofra şeklinde yaratmış, sayısız harika nimetleri insan için hazırlamış ve onu bütün bu ikramları tadıp tartacak cihaz ve duygular ile donatmıştır.

İnsana takılan her bir cihaz, duygu ve latife, bu kâinat sofrasındaki nimetleri tadıp tartacak bir özelliğe sahiptir. Mesela, güzellikler gözün, sesler kulağın, ilim ve marifetler de aklın sofrasıdır.

Dil yeryüzündeki bütün yiyecek ve içecekleri tadıp tartacak bir hususiyet sahip iken, mide ve açlık hissi de bu nimetlerin kıymet ve derecesinin anlaşılmasında çok külli bir ölçü ve cihazdır. Şayet mide olmasa, insan bu İlâhî sofrada ikram edilen nimetleri idrak edip takdir edemezdi. Bu yüzden, insana takılan mide âdeta bu nimetlerin varlık sebebi ve kayyumu gibidir. Yani insanın bu iştahlı midesi olmasa, bu harika sofranın hiçbir manası ve hikmeti olmazdı.

"Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemîn kadar geniş bir sofra-i ni’meti o ellerin önüne koymuştur.” (24. Söz)

Bu ifadelerle, çok geniş bir nimet sofrası ile karşılaşıyoruz ve şükür vazifemiz de bir o kadar artıyor. Buna göre, bir insan, tok olsa bile akşama kadar sürekli beslenmekte, gıda almaktadır. Şöyle ki, neye baksa, sanki o şeye elini uzatmış ve gözüne sokmuş gibi oluyor. Böylece insan görme nimetinden sürekli istifade ediyor, sürekli rızıklanıyor.

Aynı şekilde, insan gün boyunca yaptığı konuşmalarla da ayrı bir rızık sofrasından istifade etmiş oluyor. Muhatabımızın sesi kulak zarımıza çarptığında bir nimeti ağzımıza götürmüş gibi oluyoruz. Bundan sonraki safhalarda işitme hâdisesi gerçekleşiyor ve insan çok büyük bir nimete mazhar olmuş oluyor. Görme ve işitme engelli kardeşlerimize bu nazarla bakmalı ve sadece bu iki nimet için bile Rabbimize ne kadar şükür borçlu olduğumuzu düşünmeliyiz.

İnsanlık mahiyeti de çok rızık ve nimetler istemektedir. Başta akıl olmak üzere, hayal, hafıza, vicdan, cüz’î irade gibi manevî cihazlar, bir yönüyle de insan için birer rızık, birer nimettirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...