ZEKÂT

“Zekât İslâm’ın kantarasıdır (köprüsüdür).” Hadis-i Şerif

Zekât; Allah’a sadakat, emirlerine sıdk ile bağlı olma ve yasaklarından hassasiyetle sakınma mânası taşıyor ve sadakanın farz ve vacip olan kısmına deniliyor.

“Bu dünya imtihanında acaba zengin olup zekât vermek mi daha kolaydır, fakir olup sabretmek mi?” diye bir anket yapsak, büyük çoğunluğun zekât vermeyi daha kolay bulduğunu görürüz.

Hakikat öyle mi acaba?

Hâline şükreden fakirler mi çok, zekâtını eksiksiz veren zenginler mi?

Görünen şu ki, zenginlik görünüşte şaşaalı, ama gerçekte ağır bir imtihan sorusu. Çokları onun câzibesinden kurtulamayıp bu imtihanı kaybediyorlar.

“Servet çoğaltanlar helâk oldu. Ancak, Allah’ın fakir kullarına verip, bu servet ile hayır amel işleyenler müstesna. Ne yazık ki, bu gibiler de azdır.” Hadis-i Şerif

Bütün âlemlerin yegâne mâliki olan Allah, kullarından bir kısmına servet ihsan etmiş; fukaranın rızıklarını bu servet içinde takdir buyurmuş. Bu ikrama mazhar olan kula yaraşan odur ki, Rabbinin fakir kullarına yardımda bulunsun ve onlara zulmetmekten hassasiyetle sakınsın.

Zekât, farz bir ibadet olduğuna göre, bunun asıl faydası bu farzı işleyen zenginleredir. Zira hem dünyada huzur içinde yaşayacaklar, hem de âhirette, zekâtlarının meyvesini ebediyen tadacaklardır.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...