Zelzele gibi umumî musibetlerde, rahmetle taltif edilenler masumlar ve mazlumlar olarak nazara verilmekte, iman ve itikad şartı zikredilmemektedir. Bu konuyu biraz daha açar mısınız? Rahmetin iltifatı için iman şart değil midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Madem mazlum, zâlim ile beraber musibete düşmek, hikmet-i İlahîce lâzım geliyor. Acaba o bîçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir?"

"Bu suale karşı cevaben denildi ki: O musibetteki gazab ve hiddet içinde onlara bir rahmet cilvesi var. Çünki o masumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup, bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazab içinde bir rahmettir.”

Evvela, “Rahmetin iltifatı için iman şart değil midir?” suali üzerinde kısaca duralım.

Allah Rahmân’dır. Rahmâniyetin mânâsı, dünyada mü’min olsun kâfir olsun, insan olsun hayvan olsun bütün canlıların rızkının verilmesi, ihtiyaçlarının görülmesidir. Lemeât’ta geçen şu ifade, konumuz noktasında büyük ehemmiyet taşır:

“Hem dünyada, hayatın hakkı şamil ve âmmdır. O rahmet-i âmmenin bir cilve-i manidar, onun bir sırr-ı hikmeti var; küfür mani değildir.” (Sözler, Lemeat)

Rızık hayatın hakkı olduğu gibi, şifa da hayatın hakkıdır. “Rezzak” ve “Şâfi” gibi birçok ismin tecellileri için iman şart değildir. Bu tecelliler imana yahut küfre bakmaz, canlının mahiyetine bakar. O hayata ne gerekiyorsa verilir. Zaten dünyanın imtihan meydanı olmasının da gereği budur. Hayatın hakkı noktasında bütün insanlar eşit tutulacaklardır ki, imtihan tahakkuk etsin. Meselâ, ziya ve hava hayatın lâzımıdır. Bu nimetler sadece inananlara verilse imtihan sırrı bozulur.

Demek ki, bu dünyada rahmetin iltifatı, bütün insanlar ve diğer canlılar için geçerlidir. Cennetteki iltifat-ı rahmet için ise iman şarttır.

Bu noktadan bakıldığında, “bir nevi şehadet” ifadesi “hükmen şehit olma” olarak anlaşılır; bu ise ancak iman sahipleri için geçerlidir.

Harpte öldürülen mü’minler şehit oldukları gibi, kazalarda, bazı ağır hastalıklarda, doğum hâdisesinde, ilim tahsil ederken ölenlerin de hükmen şehit olacakları bildirilmiştir. Bu şehitlerin asıl şehitlerden farkları, bunlar elbiseleri çıkarılarak yıkanırlar, şehitler ise elbiseleriyle defnedilirler.

İnanmayanlara gelince, onların da masum ve mazlumlarının çektikleri sıkıntılar yine neticesiz değildir. Zâlim bir kâfir ile mazlum bir kâfirin cehennem azabından hisseleri aynı olmayacaktır.

Zilzal Sûresi’nde geçen,

“Her kim zerre miskal hayır işlese onu görür, her kim zerre miskal şer işlese onu görür.”

mealindeki âyet-i kerîmenin verdiği derse göre, mahşer meydanında, hesap gününde insanlar bütün amellerini yazılmış olarak bulacak ve göreceklerdir. Burada sadece mü’minler değil, bütün insanlar kast edilmiştir. Zira “her kim” ifadesi bütün insanları içine alır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...