Zemin ile gökler bir hükümetin iki memleketine benzetiliyor. Burada zemin ve göklerden maksat nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir çok ayette Cenâb-ı Hak, kendisini “semaların ve arzın Rabbi,” “semaların ve arzın Hâlık’ı” olarak tanıtır. Üstad'ın ifadeleri bu ayetlere dayanmaktadır. Ayetlerde geçen semavat yerine burada "gökler" denilmiş, keza arz da "yer" olarak geçmiştir. Her ne kadar semalar yer küremizden çok büyük ise de, kâinat ağacının meyveleri yer küresinde yer almışlar, semalar da yeryüzü de bu meyvelerin meydana gelmesi için el ele çalışmışlardır. Bunun en açık örneği güneşle deniz arasındaki yardımlaşmada görülür. Rüzgâr da onlara Güneşin buharlaştırdığı suyu, taşıyarak yardımcı olur. Böylece yeryüzünde suya muhtaç bütün bitkilerin bu ihtiyaçları sema ile arzın işbirliğiyle giderilir.

Bir evin zemini ile çatısı arasında nasıl bir şiddetli ilişki ve gereklilik bağı varsa, aynı şekilde yeryüzü ile sema dairesi arasında de benzer hatta daha şiddetli bir ilişki mevcuttur.

Üstad Hazretleri bu ilişkiye ışık, ısı, yağmur ve rahmetin sema dairesinden zemin dairesine gelmesini örnek olarak veriyor. Zeminden de sema dairesine dualar, ibadetler, teşekkürler hatta ruhu cesedine galip ise bedenen çıkmalar oluyor. Miraç mucizesi bunun en büyük ve güzel bir misalidir.

Dünya içinde yaşayanlardan peygamberler ve evliyalar nefis ve cesetlerini tam terbiye edip tam bir nuraniyet kazandıkları için, onların cesetleri normal insanların cesetleri gibi zaman ve mekan ile kayıtlı, hantal bir yapıda değildirler. Onların mübarek cesetleri mübarek ruhları gibi nurani ve hafiftirler, bu sebeple maddi kayıtlardan da azadedirler. Bundan dolayı peygamberler ve evliyalar cesetleri ile beraber semanın dairelerine çıkıp seyahat edebilirler. Peygamberlerin ve evliyaların ağırlıklarını bırakması, cesetlerinin manevi bir terbiye ile nuranilik kazanıp maddi kayıtlardan kurtulması anlamındadır.

Dünyada yaşayan diğer insanlar da ölüm ile maddi cesedini çıkarıp sema dairesine çıkarlar, tabi ehl-i iman ise. Yani iman ehli bir mümin salih bir kimse ise, ölünce ruhu serbest kalır ve sema dairelerinde seyeran eder. Burada şunu anlıyoruz ki, sema dairelerine çıkmak ve gezmek için latif ve hafif bir mahiyete sahip olmak gerekiyor. Latif ve nurani bir mahiyet ya yartılış olarak olur ya da kesb-i iman ve riyazet ile mümkündür. Mesela cinler yaratılış olark hafif ve latif varlıklar olduğu için sema dairelerine yükselebilirler. Evliyalar da kesb-i iman ve riyazet ile cesedi latifleştirip çıkıyorlar.

"Zemin ile gökler, bir hükûmetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muameleler vardır. Zemine lâzım olan ziya, hararet ve bereket ve rahmet gibi şeyler semadan geliyor, yani gönderiliyor. Vahye istinad eden bütün edyân-ı semaviyenin icmâı ile ve şuhuda istinad eden bütün ehl-i keşfin tevatürüyle, melâike ve ervah semadan zemine geliyorlar."(1)

Buradaki "gökler" tabirinden göğün tek olmadığını anlıyoruz. Her alemin kendi göğü kendi damı vardır. Uzay dediğimiz maddi alem ve galaksiler dünyanın damı ve göğüdür.

Bu anlamda ayette ifade edilen “yedi sema” tabirinden, bütün kainat dünyaya nispetle bir sema tabakası oluyor ve bundan ayrı altı semanın da olduğu anlaşılıyor. Cennetin seması ile dünyanın seması aynı değildir. Uzay dünyanın göğü iken, arş da cennetin göğü ve damı oluyor.

Hadiste cennetin bir derecesinin büyüklüğü dünyanın damı olan kainat (uzay) ile eş tutuluyor. Bu tabirlerin hepsi o büyük alemleri ifade etmekte bir kıyas bir temsildir, hakiki büyüklüğü ancak görünce anlayabiliriz.

Özetle, yer dünya oluyor, gök de kainat anlamında uzay oluyor. Arş ise, yaratılmış bütün alemleri içine alan ana çatı ana dam ana gök oluyor.

(1) bk. Sözler, On Beşinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

casper97
Allah (c.c) razı olsun .
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...