Block title
Block content

Zevilhayat olanların; Halıklarına tahiyyatları "tezahürat-ı hayatiye", Sanilerine tesbihatları "rumuzatı hayatiye", Arz-ı ubudiyetleri de "gayat-ı hayatiye" olarak nazara veriliyor. Bunları misallerle açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kıyamet Sûresinde (1,2)  şöyle buyrulur:

“Gerçekten insan üzerine dehirden bir müddet geldi ki o,  o zaman bahse değer bir şey değildi. Biz insanı birtakım katkılarla mezcedilmiş bir nutfeden yarattık. Onu denemek üzere de işitici ve görücü yaptık.”

Aynı hal, bütün canlılar için de geçerlidir. Onlar da, bir zamanlar hiç ortada yokken, kendilerinden söz edilmezken Allah’ın inayetiyle varlık sahasına çıktılar. Bununla da kalmayıp “işitici ve görücü” kılındılar, hislerle donatıldılar; kâinatla irtibat kurdular. Şu farkla ki, insan dışındaki canlılarda “imtihan” söz konusu değil; onun için işitmeleri de görmeleri de çok sınırlı.

Bir yumurtayı düşünelim, bir zamanlar hiç ortada yoktu. Sonra tavuğun yediği muhtelif şeylerden akıl almaz bir netice yaratıldı. Daha sonra onun üzerinden yirmi bir gün gibi bir kuluçka zamanı geçtikten sonra, o görmeyen yumurtadan gören bir civciv çıktı, o işitmeyen, yemeyen, içmeyen, sevmeyen, korkmayan yumurtadan bu ve benzeri nice hislerle donatılmış bir varlık yaratıldı. Bütün bu hayat tezahürleri Allah’ın o yumurtaya ve ondan çıkan civcive birer hediyesidir.

Hayatın, görünen ve anlaşılan bu gibi özellikleri yanında, daha bilmediğimiz nice cilveleri daha vardır ki, bunlar “rumuzat-ı hayatiye” ile ifade ediliyor. Rumuz, “remizler, gizli işaretler” demektir. Bunlar insan ruhunda, diğer canlılardan çok daha zengin olarak, mevcuttur. İnsan ruhu, “akıl, kalp, hayal, hafıza” gibi temel latifeler yanında, “şefkat, rikkat, endişe, merak, merhamet, öfke, kıskançlık, haset” gibi nice “rumuzat-ı hayatiye” ile, adeta, dolup taşmaktadır.

Bunlar da bir yönüyle hayatın tezahürleridir ve İlâhî birer tahiyyedirler, hediyedirler. Bunlara sahip olan canlılar, o ince duygulardaki harika yaratılış ve akıl almaz sanat incelikleri ile Sanilerini tespih eder, onun her türlü noksandan münezzeh ve bütün kemal sıfatlara sahip bir Hâlık olduğunu hal diliyle ilan ederler.

Böyle harika bir hayata sahip, böyle dakik hissiyatla donatılmış canlıların, kendilerine verilen bu sermayeyi yaratılış gayelerine uygun olarak kullanmaları gerekir. Onların hayatlarından asıl maksat ve gaye budur. Bu konuda Nur Külliyatında “vezaif-i eşya sûretinde ubudiyetleri var” ifadesi geçer.

İnsan dışındaki bütün canlı türleri, bu fıtrî vazifelerini eksiksiz yapmakla hayatları boyunca daima ibadet halindedirler. İnsan ise, bu dünya imtihanın bir gereği olarak, maddî ve manevî bütün cihazlarını “doğru veya yanlış kullanma” konusunda serbest bırakılmıştır.

Bir mümin, bu hayat sermayesini Hâlıkının tahiyyatında, tesbihatında kullanmakla ve ubudiyetini O’na arz etmekle kalmaz, diğer mahlukatın tesbihatlarını, tahiyyatlarını da, arzın halifesi olarak, kendi namına Rabbine takdim eder.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...