"Zîhayat üstünde olan pek çok hâtem-i Rabbânîden birtek hâtem böyle nurunu gösterse ve onun âyâtını şöyle okuttursa; acaba birden bütün o hâtemlere bakabilsen, görebilsen, سُبْحَانَ مَنِ اخْتَفٰى بِشِدَّةِ ظُهُورِهِ demeyecek misin?" İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Arapça ibarenin mânası şöyledir: O Zât’ı noksan sıfatlardan tenzih ederiz ki, şiddet-i zuhurundan gizlenmiştir (gizli kalmıştır, görünmemektedir).

Münacat Risalesi’nde de şöyle buyurulur:

“Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl.”

Cenab-ı Hakk’ın Zât’ı bu dünya gözüyle görülemez, ancak, iman nuruyla varlığı bilinir ve Kur’ân’ın tâlimiyle sıfatları, isimleri ve imanın diğer rükünleri bilinirler.

Cenab-ı Hakk’ın Zât’ı bu alemde görünmemekle birlikte sıfatlarının tecellisi her tarafı ihata etmiştir. Her şeyde ve her yerde iş gören O’nun kudretidir. “Mülk umumen O’nundur.” Her şeyi irade eden O’nun iradesi, her şeye rahmet eden O’nun merhametidir. Bu sıfatların ve isimlerin tecellileri her tarafı kapladığından Allah’ın varlığı mahlûkatın varlığından daha aşikârdır. Ancak bu şiddet-i zuhura rağmen, Allah’ın Zât’ı bu dünyada görünmemekte, bu ise mü’minleri hayrete ve rü’yet iştiyakına sevk ederken, çoklarını da ülfet yoluyla, gaflete düşürebilmektedir.

Bir harf kâtipsiz olmaz” kaidesince, bu kâinat kitabındaki bütün kudret kelimeleri Allah’ın varlığını ilan ederler.

İstanbul’a gelen bir misafir Süleymaniye Camii’ni hayretle seyrederken hep Sinan’ı hatırlar, Şehzadebaşı Camii’nde de, Mimar Sinan köprüsünde de yine Sinan’ı hatırlar. Başka yapıları ve eserleri seyrettiğinde o büyük mimar aklına gelmez. Bir an için İstanbul’un bütün binalarını, yollarını, evlerini, camilerini, köprülerini Sinan’ın yaptığını hayal edelim. Bu şehirde doğup büyüyen bir insan, her şeyin ve her eserin Sinan’dan haber vermesine rağmen, onu hiç düşünmeden yaşabiliyorsa burada Sinan’ın “şiddet-i zuhurundan gizlenmesi” söz konusu demektir.

Şiddet-i zuhurdan gizlenmenin bazı misallerine günlük hayatımızda da şahid oluruz. Meselâ, her yemekten sonra yemek duası yapar ve Allah’a hamd ederiz. Ama hava nimeti için hamd etmek hiç aklımıza gelmez. Yemek nimetine günde bir iki defa muhatap olduğumuzdan şükretmeyi hatırlarız, ancak havasız bir anımız dahi geçmediğinden bu büyük nimet şiddet-i zuhurundan nazarımızdan saklanabiliyor.

Keza, uçaktan yahut otobüsten indiğimizde yolculuğumuzun salimen geçtiğine şükrederiz. Ancak, dünya üzerinde devamlı seyahat ettiğimiz hâlde, bu çok büyük ve tehlikeli yolculuk için şükür aklımıza gelmeyebilir.

Bu iki misalde de şiddet-i zuhurdan gizlenmenin birer küçük numunesi vardır.

Yüksek frekanslı seslerin işitilmemesi de şiddet-i zuhurdandır.

Bu konuda Nur derslerinde sıkça verilen çok güzel bir misal: Güneşi hayalen büyütüp bütün semayı kaplattığımızda artık güneşi göremez oluruz ve güneş şiddet-i zuhurundan gizlenir.

Son olarak bir hususa da temas edelim:

Ahirette mü’minler rü’yete mazhar olacaklardır. Ahirette Cenab-ı Hakk’ın sıfatları en ileri bir derecede zuhur edecektir. Bu şiddet-i zuhura rağmen, o âlemde rü’yet mümkün olacağına göre, bu dünyada şiddet-i zuhurdan gizlenme, bir yönüyle de bu dünyanın bir imihan mahalli olmasıyla alâkalıdır. Bu imtihan aleminde melekleri de göremiyoruz, ama vefat eder etmez sual meleklerini göreceğiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Süleym
çok güzel örnekler Allah razı olsun...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...