Block title
Block content

"Zîhayatın vücuduna terettüb eden semereler, yalnız kendisine, menfaatına, bekasına, kemaline mahsus değildir. Ancak o semerelerden bir hisse kendisine aittir. Bâki kalan kısm-ı âzamı Hâlık’a raci'dir." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!  Zîhayatın vücuduna terettüb eden semereler, yalnız kendisine, menfaatına, bekasına, kemaline mahsus değildir. Ancak o semerelerden bir hisse kendisine aittir. Bâki kalan kısm-ı âzamı Hâlık’a raci'dir. Zîhayata âit, uzun bir zaman sonra husûle gelir. Hâlık'a râci kısım ise, bir anda husûle gelir. Meselâ: O zîhayat, esmâ-i hüsnanın tecelliyatına mazhariyetle Hâlık’ı, evsaf-ı kemaliye ile tavsif ve lisan-ı haliyle hamdetmiş oluyor."

Zîhayat denilince bütün canlılar âlemi anlaşılmakla birlikte biz bu hakikatleri kendi varlığımıza uygulayarak düşünelim. Meselâ, insanın ana rahminde geçirdiği her safhada ayrı bir ilim, hikmet, rahmet cilvesi görünüyor ve bu farklı terbiyelerin her birinde Rab isminin ayrı bir mertebesi tecelli ediyor. Böylece “Hâlık’a raci’” olan büyük hisse her safhada tahakkuk etmiş oluyor. İnsana ait kısım ise , “uzun bir zaman sonra husûle gelir”. Yâni dokuz ayın tamamlanıp insanın dünyaya gelmesiyle bu İlâhî terbiyelerin meyvelerini insan tatmaya başlamış olur.

Genel bir kaidedir: Hiçbir aletin gayesi kendi varlığı ve bekası değildir, her alet bir iş içindir. Göz bir alettir, onun görevi kendine değil ruha hizmet etmek, ona bir “pencere” olmaktır.  Güneşin ışık saçması, dünyanın dönmesi, atmosferin küremizi sarması, ağaçların meyve vermesi de kendileri için değil, bizim içindir.  O halde, insanın yaratılış gayesi de kendine hizmet olamaz. Bir emanet olan bedenini besleyip büyütmesi, onu hastalıklardan korumaya çalışması onun görevidir, ama bu bedenin asıl gayesi beslenmek ve büyümek değildir. Onun her organında ayrı bir İlâhî sanat sergilenmekte, ayrı esmâ tecelli etmektedir. On Birinci Söz’de beyan edildiği gibi, Cenâb-ı Hak bu mu’cize sanatları hem   “bizzât nazar-ı dekâik âşinâsıyla” seyretmekte,  hem de o harika eserlerini  “seyirci mahlûkatına” da göstermekte, tefekkür ettirmektedir. İşte insan bedeninin yaratılmasındaki gayelerin kısm-ı azamı bu gibi ulvi hakikatlerin sergilenmesidir.

İnsan bütün esmâya mazhardır. İlâhî isimlerin ve sıfatların kemaline en güzel ve en mükemmel bir aynadır. Allah kelamında ahsen-i takvimde yaratıldığı beyan edilen bu seçilmiş  ayna,  bu ulvî görevlerine peşin bir karşılık olarak  dünya nimetlerinden de istifade etmekte, lezzet almakta, memnun olmaktadır. Ancak dünyanın bütün zevkleri o büyük gayeler yanında çok küçük kalır. Ve insan bu dünyaya zevk etmek için değil bu ulvî gayelere hizmet etmek için ve bu vazifesini güzelce görmesine karşılık ebedî saadete mazhar olmak, o âlemde de bu görevini çok daha ileri bir derecede devam ettirmek için gelmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeylü'l-Habbe | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 864 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...