Block title
Block content

"Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, riayetperver, muktedir, intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz." cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Yahu, sen divane olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle ta şu musibetli perde senin nazarından kalksın, hakikati görebilesin. Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, riayetperver, muktedir, intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz."(1)

Hakikatlerin, zıtlarına inkılâp edemeyeceği kabul edilmiş bir kaidedir. Mesela, bir aslan, aslanlık sıfatlarını kaybederek ceylana dönüşemez. Bir kuş, balığa inkılab edemez. Yine bir elma ağacı, özelliklerini kaybederek armut ağacına dönüşemez. Hakikatlerin zıtlarına inkılâbı mümkün değildir.

Şu âleme baktığımızda nihayet derecede bir adaletin, merhametin, şefkatin, intizamın ve bir iktidarın eserlerini görüyoruz. Bir kuştan tutun ta Güneş’e kadar her şey bu adaleti, rahmeti, intizamı ve iktidarı göstermekte, âdeta parmağını gözümüze sokmaktadır.

Eğer -haşa- bu âlemin hakikati kâfirin gördüğü gibi çirkin olsaydı, o zaman göz önündeki bu adaletin zulüm; merhamet ve şefkatin acımasızlık; intizamın dağınıklık ve iktidarın da âcizlik olduğunu kabul etmemiz gerekirdi. Çünkü ancak bu kabul ile âlemin böyle olduğu iddia edilebilir. Bu ise hakikatlerin zıtlarına inkılâbını kabul etmek ve göz önündeki adalet, rahmet, şefkat, intizam ve iktidarı inkâr etmekle mümkündür.

Bununla birlikte, bu âlemi yaratan adil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizamperver ve müşfik zatın da -haşa- bu sıfatların tersiyle muttasıf olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Zira şu âlemi kâfirin gördüğü gibi kabul edersek bu âlemde zulmün, acımasızlığın, karışıklığın... varlığını da kabul etmiş oluruz. Bunu kabul ettiğimizde ise bu âlemin sultanı olan Allah Teâlâ’yı Adil, Rahim, Kadir gibi sıfatlarla nasıl vasfederiz. O zaman Allah Teâlâ hakkında -haşa- bu sıfatların tersini düşünmemiz gerekecektir. Bu ise hakikatlerin zıddına inkılâp etmesini kabul etmek demektir ki, inkılâb-ı hakaik (hakikatlerin zıtlarına dönmesi) asla mümkün değildir.

Bu meseleyi daha derinlemesine incelemek isteyenler Onuncu Söz'ün Onuncu Hakikat'ine bakabilirler.

(1) bk. Sözler, İkinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Söz | Yazar: Sinan YILMAZ | Okunma Sayısı: 2884 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...