Block title
Block content

ZÜHD

 
Tasavvufun mühim esaslarından biri, dünyayı terketmektir. Şüphesiz bu terk, kesb (çalışma) yönünden değil, kalb yönündendir. Mahiyetine hem madde, hem mânâ dercedilen insan, maddenin mahkumu olmamalıdır. Zira madde, ancak mânâya hizmetkâr olabilir. Bir insan para kazanmalı, fakat parayı kalbine değil, kasaya koymalı ve o parayla İslâma hizmet etmelidir. Mevlâna’nın teşbihiyle, “su geminin içine girerse onu batırır. Altında bulunursa, onu yüzdürür.”

Dünyanın bir çekim kuvveti vardır. Bu çekimden kurtulamayanlar hakikatin semasına yükselemezler.

Kendini dünyanın servet ve şaşaasına kaptırmış olan Karun’a, kavmi şu hatırlatmayı yapar: “...Dünyadan nasibini unutma!” (Kasas, 76). Dünyadan nasibin ne olduğu hakkında Hamdi Yazır, şu açıklamada bulunur: Bazıları, “helâl rızk ve meşru dünya zevki, diye anlamak istemişlerse de, o geçici dünyanın kendisi demektir. Asıl dünyadan nasip ise, “dünya ahiretin tarlasıdır”, muktezasınca, ahiret için edilen intifa, ahirete kalacak ameldir. Yoksa dünyadan nasib, nihayet bir kefendir.”

Bir kısım sofîlerin, dünyayı terk noktasında “bir lokma bir hırka” telakkileri, kendi hususî anlayışlarıdır. Asıl hüner, dünyayı ahiretin tarlası olarak görüp, ekip biçmek, mevcudatı İlâhi isimlerin ayineleri görüp tefekkür etmek ve dünyayı kalbine koymadan dünya ile ahiretini kazanmaktır.

Paylaş
Yükleniyor...