Block title
Block content

"... Zühre kesif bir aynadır... Sen şu halde suretlerin, berzahların ortaya girmesiyle neş'et eden firaktan kurtulamazsın. Lâkin bir şartla kurtulabilirsin ki, sen kendi nefsinin muhabbetine dalmış olan başını kaldırasın,.." Bu cümlelerini açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"... Ey Zühre-misal! Sen gidiyorsun. Fakat çiçek olarak git. İşte gittin. Terakki ede ede, tâ bir mertebe-i külliyeye geldin. Güya bütün çiçeklerin hükmüne geçtin. Halbuki, Zühre kesif bir aynadır. Onda, ziyadaki yedi renk inhilâl ve inkisar eder. Şemsin aksini gizler. Sen sevdiğin güneşin yüzünü görmekte muvaffak olamazsın. Çünkü, kayıtlı olan renkler, hususiyetler dağıtıyor, perde çekiyor, gösteremiyor. Sen şu halde suretlerin, berzahların ortaya girmesiyle neş'et eden firaktan kurtulamazsın. Lâkin bir şartla kurtulabilirsin ki, sen kendi nefsinin muhabbetine dalmış olan başını kaldırasın ve nefsin mehâsiniyle telezzüz ve iftihar eden nazarını çekesin, gökyüzündeki güneşin yüzüne atasın. Hem, başaşağı, celb-i rızık için toprağa bakan yüzünü, yukarıdaki şemse çeviresin. Çünkü sen onun aynasısın. Vazifen âyinedarlıktır. Bilsen, bilmesen, hazine-i rahmet kapısı olan toprak tarafından senin rızkın gelecektir."

"Evet, nasıl bir çiçek, güneşin küçücük bir aynasıdır. Şu koca güneş dahi, gök denizinde, Şems-i Ezelînin Nur isminden tecellî eden bir lem'anın katre-misal bir aynasıdır. Ey kalb-i insanî! Sen nasıl bir güneşin aynası olduğunu bundan bil. Bu şartı yaptıktan sonra kemâlini bulursun. Fakat güneşi nefsülemirde nasılsa öyle göremezsin; o hakikati çıplak anlamazsın. Belki, senin sıfatlarının renkleri ona bir renk verir; ve kesafetli dürbünün bir suret takar; ve kayıtlı kabiliyetin bir kayıt altına alır."(1) 

Zühre (Nefis): Cismani cihazat ile kemaline sa'yedip, hakikate gidenleri temsil eder. Bu meslek felsefeyi temsil eder. Bu meslekte insan benliği ve kesbi tamamen devrede olduğu için, Vehbi ilimlerin bulaşığı bile kalmıyor. Safi ve ivazsız insanın benliği hakimdir. Yani insan bu meslekte, Allah’a şunu demeye getiriyor; "ben hakikatleri kendim elde ederim, senin vergine ve yardımına ihtiyacım yoktur." Bu sebepten dolayı da Allah kulu kendi haline bırakıyor, yani yardımsız ve medetsiz koyuyor. Tıpkı yıldız böceğinin kendi küçük ışıkçığına güvenip güneşe meydan okuması misüllü, insan da kendi akıl ve benliğine itimat edip Allah’ın yardım ve imdadına sırt çeviriyor. Yıldız böceği nasıl karanlık içinde kalıyor ise, insan da manen ve fikren karanlıklar içinde kalıyor.

İnsanlar, insan olma ve mahiyet bakımından müsavidirler. Ama sonradan her insan farklı bir yol ve tarz tutarak, bu eşitliği ve mahiyeti bozarlar. Kimisi istidadını hak yolda, kimisi batıl yolda sarf ettiği için, neticeler de farklı olur. Kimisi tam istikamet üstünde giderken, kimisi biraz bulandırarak gider, netice de buna göre düşer. Aynı mahiyet ve istidatlar, farklı netice ve sonuçlara gidiyor.

Bazen de tam aksine, farklı kabiliyet ve mahiyette olanlar, aynı neticede ve sonuçta birleşebiliyorlar. Yani yol ve tarzlar farklı; ama netice aynı olabilir. Hakikatleri kimisi kalbi ile kimisi aklı ile kimisi ise nefsi ile avlayabilir.

Burada şarttan maksat; kişinin benliğine ve nefsine güvenmekten vazgeçmesi ve vahye teslim olmasıdır. Ama buna rağmen hakikatleri safi ve ihata ile kavrayamazlar. Zira kabiliyetlerin rengi ve darlığı buna müsaade etmez. Güneşi benliğini terk etmenin mükafatı olarak dolaysız görse de, kuşatıcı bir şekilde göremez. Sadece kabiliyeti nispetinde görür.

(1) b. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...