Sayfa

Meal

49. Hucurat Sûresi'nden
10. Mü'minler ancak kardeştir.1 Kardeşlerinizin aralarını bulun. Allah'tan kokun. Umulur ki esirgenirsiniz.
11. Ey iman edenler! Bir topluluk bir toplulukla alay etmesin; (belki onlar) kendilerinden daha hayırlı olmaları umulur. Kadınlar da kadınlarla alay etmesinler; (belki onlar) kendilerinden daha hayırlı olmaları umulur. Kendinizi kötülemeyin ve (kötü) lâkaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü addır. Kim tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
12. Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bazısı günahtır. Kusur araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin.2 Biriniz kardeşinin ölü iken etini yemekten hoşlanırı mı? İşte ondan tiksindiniz! Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul eden, çok esirgeyendir.
13. Ey insanlar! Gerçekten biz sizi, bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve (birbirinizle) tanışmanız için sizi milletler ve kabileler kıldık.3 Şüphesiz Allah katında en değerliniz, (O'ndan) en korkanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyle bilendir, her şeyden haberdardır.
16. De ki: 'Allah'a dininizi siz mi öğretiyorsunuz? Allah göklerde ve yerde olanı bilir. Allah her şeyi bilendir.'
17. Müslüman olmalarını başına kakıyorlar. De ki: 'Müslümanlığınızı başıma kakmayın. Bilakis Allah sizi imana iletmekle size lütufta bulunur; eğer doğru kimseler iseniz!'
18. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı hakkıyle görendir.

Açıklamalar

1 "EY EHL-İ İMAN! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı 'Mü'minler ancak kardeştirler.' (Hucurat Suresi, 49:10) kal'a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken; bir çocuk, ikisini de döğebilir. Bir mîzanda iki dağ birbirine karşı müvazenede bulunsa; bir küçük taş, müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyyenizle alakanız varsa, 'Mü'minin mü'minine bağlılığı, parçaları birbirini tutan bina gibidir.' (Hadis-i Şerif) düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız; sefâlet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz!" (M., Yirmi İkinci Mektub Birinci Mebhas Beşinci Vecih, s.270)
"Evet biz bir cemiyetiz ve ve öyle bir cem'iyetimiz var ki; her asırda üçyüz milyon dâhil mensubları var ve her gün beş defa o mukaddes cem'iyetin prensipleriyle kemal-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar ve 'Mü'minler ancak kardeştirler.' (Hucurat Suresi, 49:10) kudsî proğramıyla birbirinin yardımına dualarıyla ve manevî kazançlarıyla koşuyorlar. İşte biz, bu mukaddes ve muazzam cem'iyetin efradındanız ve hususî vazifemiz de Kur'anın imanî hakikatlarını tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip onları ve kendimizi i'dam-ı ebedîden ve daimî haps-i münferidden kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cem'iyet ve komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz." (Ş., On Üçüncü Şua, s.312) (Ayrıca bk. EL-II., Reis-i Cumhur'a ve Başvekile, s.223)

2 "İşte 'Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?' (Hucurat Suresi, 49:12) âyetinde altı derece zemmi, zemmeder. Gıybetten altı mertebede şiddetle zecreder.(...) Demek şu âyetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delaletiyle: Zemm ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur. İşte bak nasıl şu âyet, îcazkârane altı mertebe zemmi zemmetmekle, i'cazkârane altı derece o cürümden zecreder.
Gıybet, ehl-i adâvet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istîmâl etmez.(...) Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır iki katlı çirkin bir günahtır." (M., Yirmi İkinci Mektub Hâtime, s.275) (Ayrıca bk. S., Yirmi Beşinci Söz Birinc Şua İkinci Suret Beşinci Nokta, s.381; BL., Yirmi İkinci Mektub Hâtime'sindeki bahse bir zeyldir, s.267; KL., Ehemmiyetli Bir Hocanın Üstad Hak. sonraki mektub, s.190)

3 "Hey'et-i İçtimaiye-i İslâmiyye, büyük bir ordudur, kabâil ve tavâife inkısam edilmiş. Fakat binbir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitabları bir, vatanları bir, bir, bir, bir.. binler kadar bir, bir'
İşte bu kadar bir, birler; uhuvveti, muhabbeti ve vahdeti iktiza ediyorlar. Demek kabâil ve tavâife inkısam, şu âyetin ilân ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir.. tenakür için değil, tahâsum için değildir!. (...) Ey Türk Kardeş! Bilhassa sen dikkat et! Senin milliyetin İslâmiyetle imtizaç etmiş. Ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desîseleriyle o mefâhiri kalbinden silme!.." (M., Yirmi Altıncı Mektub Üçüncü Mebhas İkinci ve Üçüncü Mes'ele, s.322 ve 324) (Ayrıca bk. L., Dördüncü Lem'a Üçüncü Nükte, s.21; STİ., s.8)


Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi

Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.

Yükleniyor...