Sayfa

Meal

50. Kaf Sûresi'nden
16. Andolsun, gerçekten biz insanı yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi biliriz. Biz, ona şahdamarından daha yakınız.1
17. Hatırla o zamanı ki sağdan ve soldan oturan iki alıcı (melek) vardır.
18. Bir söz telaffuz ederse, mutlaka yanında hazır bir gözcü (melek) vardır.
20. Sura üfürüldü mü, işte bu, tehdit günüdür.2
21. Her nefis (herkes), yanında bir sürücü ve bir şahitle geldi.
22. Andolsun, gerçekten sen bundan gaflet içinde idin. Senden perdeni açtık; bugün gözün çok keskindir.
38. Andolsun, gerçekten biz gökleri, yeri ve aralarındaki şeyleri altı günde yarattık.3 Bize yorgunluk da dokunmadı.4
39. (Ey Muhammed!) Onların dediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini Hamd ile tesbih et.
40. Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkasından da (O'nu tesbih et).
41. Dinle; o günde ki seslenici, yakın bir yerden seslenir.
42. O günde (insanlar) o sesi, hak ile / gerçekten duyarlar. İşte bu, çıkış günüdür.
43. Şüphesiz biz, evet biz, diriltir ve öldürürüz. Dönüş yalnız bizedir.
44. O gün yer onlar(ın üstün)dan hızla yarılır, (kabirlerinden çıkarlar). İşte bu, bize göre kolay bir haşirdir.
45. Biz, onların dediğini pekiyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Öyleyse tehdidimden korkana, Kur'an'la öğüt ver.

Açıklamalar

1 "Cenab-ı Hak herşeye, herşeyden daha yakındır. Fakat herşey, ondan nihayetsiz uzaktır. Nasılki Güneş'in şuuru ve konuşması olsa, senin elindeki âyine vasıtasıyla seninle konuşabilir. İstediği gibi sende tasarruf eder. Belki âyine-misal senin gözbebeğinden sana daha yakın olduğu halde, sen dörtbin sene kadar ondan uzaksın, hiçbir cihette ona yanaşamazsın. Eğer terakki etsen, Kamer makamına gelip, doğrudan doğruya bir mukabele noktasına çıksan, ona yalnız bir nevi âyinedarlık edebilirsin. Öyle de, Şems-i Ezel ve Ebed olan Zât-ı Zülcelal herşeye herşeyden daha yakın olduğu halde; herşey O'ndan nihayetsiz uzaktır." (S., Otuz Birinci Söz İkinci Esas, s.568)
"Bilâ teşbih velâ temsil; Şems-i Ezelî, her şey'e herşeyden daha yakındır. Çünki Vâcib-ül Vücud'dur, mekândan münezzehtir. Hiçbir şey ona perde olamaz. Fakat herşey nihayet derecede ondan uzaktır.
İşte Mi'racın uzun mesafesiyle, 'Biz ona şah damarından daha yakınız.' (Kaf Suresi, 50:16)' in ifade ettiği mesafesizliğin sırrıyla; hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın gitmesinde, çok mesafeyi tayyederek gitmesi ve ân-ı vâhidde yerine gelmesi sırrı, bundan ileri geliyor." (M., Yirmi Dördüncü Mektub İkinci Zeyli Dördüncü Nükte, s.306)

2 "Amma Sûre-i Kaf' ın âyeti ise; ondaki îcaz pek acib ve mu'cizanedir. Çünki kâfirin pek müdhiş ve çok uzun ve bir günü elli bin sene olan istikbaline ve o istikbalin dehşetli inkılabatında kâfirin başına gelecek elîm ve mühim hâdisata birer birer parmak basıyor. Şimşek gibi fikri, onlar üstünde gezdiriyor. O pek çok uzun zamanı, hazır bir sahife gibi nazara gösterir. Zikredil-meyen hâdisatı hayale havale edip, ulvî bir selâsetle beyan eder." (M., Yirmi Altıncı Mektub Birinci Mebhas sonu-Şeytanın İkinci Küçük Bir İtirazı-, s.318)

3 "Haşr-i baharide görüyoruz ki: Beş-altı gün zarfında küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan üçyüz binden ziyade enva'ı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip iade ediyor. Başkalarını ayniyet derecesinde bir misliyet sûretinde îcad ediyor.(...) Hiç kabil midir ki:Bu işleri yapan Zâta bir şey ağır gelebilsin, semavat ve arzı altı günde halkedemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin! Hâşâ!" (S., Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat, s.80)
"Sâni-i Zilcelâl, Hâkim-i Hakîm, Adl-i Hakem ve binbir esma-yı kudsiye ile müsemma Fâtır-ı Bîmisal, şu âlem-i ekber olan kâinat sarayının ve hilkat şeceresinin icadını irade etti. Altı günde o sarayın, o şecerenin esasatını desatir-i hikmet ve kavanin-i ilm-i ezelîsi ile vaz'etti. Sonra ulvî ve süflî tabakata ve dallara ayırıp, kaza ve kader desatiri ile tafsil ve tasvir etti..." (S., Otuz Üçüncü Söz, s.654) (Ayrıca bk. S., On Dördüncü Söz, s.163; MN., Lâsiyyemalar Ezcümle, s.47)

4 "O Vâhidir, Ehaddir; her şey'e kadirdir. Hiçbir şey ona ağır gelmez. Bir baharı halketmek bir çiçek kadar O'na kolaydır. Cennet'i halk etmek, bir bahar kadar O'na rahattır. Her günde, her senede, her asırda, yeniden yeniye icad ettiği hadsiz masnuatı, nihayetsiz kudretine nihayetsiz lisanlarla şehadet ederler." (M., Yirminci Mektub Birinci Makam Onuncu Kelime, s.227)
"Kudret-i İlâhiyye'ye nisbeten en büyük şey, en küçük şey kadar kolaydır. Bir nev'in umum efradıyla icadı, bir ferd kadar külfetsiz ve rahattır. Cennet'i halketmek, bir bahar kadar kolaydır. Bir baharı icad etmek, bir çiçek kadar rahattır." (M., Yirminci Mektub İkinci Makam Onuncu Kelime, s.245)


Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi

Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.

Yükleniyor...